Gökhan Bacık yazdı: Türk’ün uluslararası ilişkilerle imtihanı |
Küresel ölçekte olup bitenler, Türkiye’de hemen konuyla ilgili bir tartışmayı tetikliyor. Türkiye, kısa süreliğine açık bir uluslararası ilişkiler sınıfına dönüşüyor. Ancak bu uzun sürmüyor. Sanılanın aksine, Türkiye insanı dış politikaya meraklı değil. Popüler televizyon kanallarının ve gazetelerin ciddi dış politika servisleri bile yok. Hatta çoğu zaman dış politik gelişmelerle ilgili tartışmalar, tarafların konuyu iç politik kavgaya “meze yapması” için yapılıyor.
Benzer bir durumu ABD’nin Venezuela operasyonu ile gözlemlemek mümkün. Yapılan tartışmalara bakarsak, Türkiye’de popüler açıdan uluslararası ilişkiler konusuna yönelik önemli çıkarımlar yapmak mümkün.
Türkiye’de epey kalabalık bir grup uluslararası hukuku iç hukuk gibi bir şey sanıyor. O nedenle hoşlarına gitmeyen olaylarda “uluslararası hukuk da bir masalmış” diye tepki gösteriyorlar.
Üç hukuk var: İç hukuk, devletler özel hukuku ve uluslararası hukuk. Esasen bütün bunlara hukuk denmesi ciddi sorunlar üretiyor. Çünkü bunlar farklı türden hukuklardır. İç hukuk mutlak bağlayıcıdır. Bir hatanız varsa devlet, savcı ve polis marifetiyle sizi alır götürür. Hâlbuki uluslararası hukukta bir hukuki kuralı aynı biçimde uygulayacak bir otorite yoktur. O nedenle teknik olarak sınıfta biz şöyle deriz: “Uluslararası sistem anarşiktir.” “Anarşik” şu demektir: Bir hukuk kuralını herkese, iç hukukta olduğu gibi, dayatacak bir küresel hükümet yoktur.
O zaman elde ne kalıyor? Uluslararası örgütler ve diplomasi. Bunlar da çalışmaz ise çıplak gerçek şudur: Ortada bir hukuk normunu dayatacak bir dünya hükümeti yoksa, örgütler ve diplomasi de devre dışı ise, güçlünün/gücün dediği olur. O yüzden güç dengesi, uluslararası ilişkilerin esas çalışma mekanizmasıdır.
Eğer bir ülke uluslararası hukukun bir kuralını ihlal ederse ve onu bunu yaptığına mecbur edecek karşı bir güç yok ise durum çoğu zaman olduğu gibi kalır.
Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savcısı, iç hukukta olduğu gibi tutuklama yetkisine sahiptir. Ancak son İsrail örneğinde olduğu gibi bu bazen (hatta çoğu defa) çalışmıyor. Yani uluslararası düzeyde, iç hukukta olduğu gibi kararları mutlak bağlayıcı kurumlar oluşturulması düşüncesi henüz bebeklik aşamasındadır.
Tekrarlarsak, uluslararası sistem anarşiktir. Kararları herkesi bağlayacak bir dünya hükümeti yoktur. O nedenle işe yaradığı kadar diplomasi, yazılı anlaşmalar ve kurumlarla bir düzen tutturulmaya çalışılır. Buradan çıkan pratik sonuç şudur: Gücüne güvenen, bunların hiçbirini dikkate almayabilir.
Yukarıdaki teorik tartışma bizi sevimsiz bir sonuca götürür. Eğer bir ülke, bütün dünyanın diğer ülkelerine rağmen istediğini yapacak noktaya gelirse ne olur? Buna hegemonik güç denir. Carl Schmitt’in tarifini hatırlayalım: Hegemon, istisnayı belirleyendir. Yani hegemonik güç, herkese “siz bu kurala uyun ama ben uymuyorum”........