menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gökhan Bacık yazdı: Kamusal alanın İslamileştirilmesi

9 12
11.10.2025

“Yeni Türkiye” elbette kendi ideolojik örgüsüne göre bir kamusal alan hayal ediyor. Bunda şaşırtıcı bir nokta yok. Her rejim, kendi vatandaşlarını aynı hal ve zaman içinde senkronize etmek için kendine uygun bir kamusal alan inşa eder.

Hayali Cemaatler adlı kitabı kalıcı etki bırakan Benedict Anderson’a göre, devlet bir ulus inşa ederken vatandaşlarını aynı zaman ve deneyim içinde senkronize eder. Şerif Eskin’in dediği üzere, bu esasen tam olarak bizim Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’dür. “Enstitü”, insanları aynı hal ve zaman içinde senkronize eder. Burada kamusal alan hayati bir rol oynar. Vatandaşlar aynı şeyleri görür, düşünür ve hayal eder.

Nitekim bayraklar, Selçuklu motifli resmi binalar ve diğer öğelerle “Yeni Türkiye”, kendi İslami ve milliyetçi ideolojisine göre kamusal alanı hâlihazırda dönüştürüyor. Bu dönüşümün önemli bir unsuru ise, beklendiği üzere, kamusal alanın İslamileştirilmesi.

Kamusal alanın İslamileştirilmesi çeşitli boyutlarda gelişiyor.

Birinci boyut, kamusal alanda kadın bedeninin nasıl görüneceği üzerine bir siyaset ile ilgilidir. Çeşitli şarkıcıların kıyafetleri yüzünden açılan davaları bu bağlamda yorumlamak mümkün. Ancak burada karmaşık bir mesele var. Türkiye’de sıradan bir kitapçıdan alınacak Sünni ilmihale göre bir kamusal alan kurmak neredeyse imkânsız. Son tahlilde kadının bir telinin saçını göstermemesi, namahrem ile konuşmaması, tokalaşmaması gerekecek. Demek ki murat edilen şey daha ziyade çıplaklığı yönetmektir.

İnanması belki zor gelecek, ancak bu konuda İslamcılar ve Kemalistler arasında bir tür süreklilik söz konusudur. Başörtüsü konusunda saplantıyı bir kenara koyarsak, Kemalist kamusal alan da hanım hanımcık, ölçülü kısalıkta bir etek ve belki biraz omuz dekoltesi şeklinde bir ölçüye sahipti. Başörtüsü serbestisi dışında bu sınırların halen bugün geçerli olduğunu düşünüyorum. Son tahlilde hem Kemalizm hem İslam, kamusal alanı erkek-merkezli dizayn etmek istemiştir. Her iki düşünce de kadına değer verir, ama bu araçsal bir ilgidir. Kadına verilen önemin siyasi bir amacı vardır ve o kadının “ideal kadın” olarak İslam’ı veya Kemalizm’i doğrulamasıdır. Seküler ama Kemalist düşünce ile kavgalı bir kadın – mesela Nezihe Muhittin – makbul değildir. Aynı biçimde, çarşaf giymiş olsa bile AKP’yi Filistin konusunda eleştiren bir kadın da makbul değildir.

Demek ki, eski ve yeni Türkiye’de kamusal alanın kırmızı çizgisi sanırım göğüs dekoltesini aşırı “abartmak” ve ondan da “kötüsü” etek yahut şortun boyunu kısaltmaktır. Göbeğin ve sırtın........

© Medyascope