Bülent Somay yazdı: Bir teşekkür yazısı
Son güncelleme: 27 Mayıs 2026 -
Bülent Somay yazdı: Bir teşekkür yazısı
27 Mayıs 2026 Çarşamba
Aslında, AKP’ye teşekkür borçluyuz.
Yanlış bir hesap yaptılar, masadaki kartları, yani ülkenin durumunu doğru okuyamadılar. CHP hakkındaki asırlık tahlillerden yola çıktılar, ezberlerini bozamadılar. Pandora’nın kutusunu açtılar; şimdi de kara kara nasıl kapatacaklarını, dışarı fışkıran öfkeyi, radikalizmi, gözü karalığı nasıl kutunun içine geri koyacaklarını düşünüyor olmalılar.
Hesap şuydu: CHP her zaman için devletin, düzenin partisidir. Devlet başkasının elinde olduğunda bile, onların “itidal” zannettikleri teslimiyet her zaman ağır basar. CHP sandalı devirmemek için en kritik anda geri çekilir, kaderine razı olur, bir dahaki fırsatı bekler. O fırsat hiç gelmeyecek olsa da. Bu hesap çok uzun bir süre doğru kaldı; bir süre sonra yeniden doğru hale gelmesi de ihtimal dahilinde. Ama AKP içinde bulunduğumuz koşulları doğru dürüst değerlendiremedi; bu hesabın kısa bir süre için de olsa geçerli olmayacağı bir ânı yaşadığımızı göremedi. Ezberinden vazgeçemedi, yeni değerlendirmeler yapmaya üşendi açıkçası. Akıl hocaları da (yani danışmanları, kendisine yapışık yaşayan medya kuruluşları ve elemanları, münevver olmayı bir türlü beceremeyen “entelektüelleri”) bu ezberi körüklediler; müthiş bir kibirle, inanılmaz bir “yenilmezlik” duygusuyla “Bize bir şey olmaz!” dediler, Reislerini de buna inandırdılar.
Oysa ülkenin içine itildiği o korkunç bölünmüşlük, CHP’yi de ortadan ikiye çatlatmıştı çoktan. CHP içinde her zaman radikal, sosyalist olmasa da bir tür “solcu” bir kanat olmuştur. Bu kanat her zaman için devlet aklını temsil eden “müesses nizam” kanadının himayesinde yaşamış, bundan pek de şikayetçi olmamıştır. Zaman zaman, özellikle şiddetli kriz anlarında, bu radikal kanadın dizginleri eline aldığı bile oldu. 1970’lerdeki Ecevit böyle bir anı temsil ediyordu mesela. Ancak o da 1990’larda “müesses nizam” safına geçmekten geri durmadı; böylece “iktidar” bile oldu. Berbat, başarısız, ülkeyi derin bir krize sokan ve sonunda AKP’yi neredeyse çeyrek yüzyıllık bir hakimiyet konumuna taşıyan bir iktidardı onunki kuşkusuz. Ama Ecevit buna razı oldu. Devlet aklı ağır bastı, “Sosyal Demokrat” ya da “Demokratik Sol” politik örgütlenmeleri temelden geçersiz hale getirip ebedi muhalefete mahkum ederek, bayrağı “Siyasal İslam”a devretti.
Şimdiki kriz ise AKP’nin ve Erdoğan’ın (ve tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun) akıl hocalarının hayal bile edemeyecekleri bir şiddette ilerliyor. Yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada. Neo-liberalizmin ciddi başarısızlığı ve çöküşü sonrasında tüm dünyayı saran popülist/proto-faşist dalga, başlangıçta göründüğü kadar “başarılı” çıkmadı. Donald Trump, 2026 Kasımındaki Meclis ve Senato seçimlerinde muhtemelen çoğunluk desteğini kaybederek “kanadı kırık ördeğe” dönüşecek. ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin yaptığı seçim bölgesi sınırlarını değiştirme (gerrymandering) oyunları, olsa olsa hezimeti biraz daha kontrollü bir yenilgiye dönüştürebilir. Arap aleminden ne mali ne de manevi destek beklenebilir; çünkü Trump’ın sömürge valisi Tom Barack’ın Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesi ve politik yapıların kökten değiştirilmesi projesi sayesinde, hepsi kendi dertlerine düşmüş haldeler. Rusya içinden çıkamadığı bir savaşta yaşıyor yıllardır; Putin’in sarsılmaz görünen halk desteği aşınmaya başladı. Otokratik “demokrasi”nin kalesi olan Macaristan’da, Orban tası tarağı toplayıp gitti. Rejim kökten değişmese bile, proto-faşist popülizmin en görünür temsilcisi, cazibesini birkaç ayda kaybetti. Kısacası, neo-liberalizm sonrası dünyanın egemen politik yapısı olmaya aday olan proto-faşist........
