Berrin Sönmez yazdı: Mutlak butlanın mutlaklığı kesinlikle geçici olacaktır |
Son güncelleme: 22 Mayıs 2026 -
Berrin Sönmez yazdı: Mutlak butlanın mutlaklığı kesinlikle geçici olacaktır
Şaşırmak, bir erdem olarak görülmediği sürece otoriterleşmenin giderek sertleşmesini önlemek, demokrasiye dönmek mümkün olmayabilir zannımca. Reflekslerimizi diri tutmamızı sağlayan şey olumsuzlukları olağanlaştırmaktan kaçınmak zira. Hukukun üstünlüğü bir yana ayaklar altına alındığını bilmekle birlikte her an gerçekleşen yeni bir hukuk ihlalini bunca çabuk kanıksanması, şaşırma erdemini yitirmiş bir topluma dönüşmemizle ilgili olsa gerek. Yasal hiyerarşinin çiğnenmesiyle başlayan sürecin geldiği mutlak butlan aşaması, ilk Anayasa ihlaline toplum tepkisiz üç yıl önceki kurultayın yok sayılmasına cüret etmekte zorlanmadı iktidar. Ekrem İmamoğlu’nun otuz yıl önceki diploması iptal edilince ayağa kalkın gençlerimizi de yalnız bıraktık ve bu sonu hak ettik resmen. Hukukun üstünlüğü ve Anayasa bu denli çiğnendiği hâlde sorunu çözme görevi sadece CHP’nin işiymiş gibi görüldü maalesef. Bir ülkede ana muhalefet partisine bunca hukuka aykırı girişimlerle baskı yapılı, şantaj tuzakları kurulurken Cumhur İttifakının içinde olmayan partilerin hâlâ iktidar hayali kurması şaşırtıcıydı. Ancak butlan kararı çıktıktan sonra iktidarda olmayan partilerin “Türkiye’yi CHP’ye bırakamayız” sözleri şu anda iktidara içeriden icazet verme şifresi olarak sarf edilmiş gibi. Anketlerde toplamı ancak %5-6 oranındaki partiler için bunca büyük lokma cümleye bugün başka bir anlam veremiyorum. İktidarın içerden siyasi icazete ihtiyacı var mıydı diye düşünenler olabilir ama kesinlikle vardı ve istediğini aldıktan sonra harekete geçti sanırım. Nitekim muhalefetteki İslamcı sağ partilerden kırık dökük cümlelerle kınama gelse de söylemden eyleme geçilmedi. Şaşırdık mı, soruları yine ayyuka çıktı. Ama mesele şu ki şaşırmamak siyasi yanılgıları kanıksamak yolunu açıyor. İrili ufaklı tüm siyasi partilerin bu durumun CHP meselesi değil demokrasi, hukuk yani memleket meselesi olduğunu görmesi beklenir. Ve aksi durumda şaşırmak, şaşırdığımızı haykırmak gerekir.
“Hırsızın hiç mi suçu yok?”
Fıkradaki gibi Nasrettin Hoca’nın komşuları misali tüm bu usulsüzlükleri gerçekleştiren iktidarı bir yana bırakıp muhalefete yüklenmek de elbette meseleyi anlamak için yeterli değil. Sadece sorumluluk payı olduğunu hepimiz tastamam görmek zorundayız. İktidarın adaletsizliğine ortak olmak istemeyenler bunu böyle kabul etmeli. Toplumu çürümeye yönelten adaletsizlikle sorumluluk alarak başa çıkmak mümkün olabilir. Ancak bu sadece CHP’ye yüklenemez. Yurttaşlık bilinciyle üstümüze düşeni yerine getirmek hepimizin doğal görevi. İlk seçim, seçmenlik deneyimini 1876’da yaşamış nesillerin siyasi mirasını, saltanat hevesiyle mirasyedi gibi harcayıp tüketmeyi göze almış iktidar ve saray erkânı bu uzun geleneğin kıymetini anlamaktan âciz. Tom Barrack ve Trump’ın biçtiği kaftanı, kendileri için “hil’at giymek” gibi geçmişin şeref payesi sayabilirler. Ya da öyle kabul etmiş gibi görünmek zorunda olabilirler. Fakat yurttaş bilincine sahip, geçmişin tebaa deneyiminin insanı ne denli değersizleştirdiğini bilenler, kendileri ve gelecek nesiller için harekete geçmeli. İktidarın yaptığı her türlü usulsüzlük ve kural tanımazlık karşısında susma konforuna sığınma zamanı geçti. Siyasetin toplumu şekillendirmesini........