We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ayşe Çavdar yazdı: Yastan yasaya – Antigone’nin meydan okuması

18 38 0
15.05.2022

Yaklaşık bir yıldır Sophocles’in Antigone’sini, tıpkı daha önce Deli Dumrul’u iki sene boyunca, her gün değilse bile haftada en az bir-iki kez okuyarak yaptığım gibi evire çevire anlamaya çalışıyorum. Dindar bir yaşamdan ailelerinden gördükleri baskıya rağmen uzaklaşan genç kadınların aileleriyle, dinle, devletle, ailelerinin mensup oldukları cemaatlerle ilişkilerini, bu ilişkilerin dindar yaşamdan vazgeçişlerinde nasıl rol oynadığını dinliyorum. En temelde onların gözlerinden bütün bu kurumların neye benzediğini, nasıl dönüştüğünü, iddia ettikleri işlevleri görüp görmediklerini kavramaya çalışıyorum. Gördüğüm kadarıyla olan şu: Çocuklar büyüyüp kendileriyle dış dünya arasına yerleştirilmiş ve din süsü verilmiş bariyerlerin aslında ne işe yaradığını anlamaya başladıkça başta aile olmak üzere bütün o kurumlar dağılayazıyor. Sebebi çok açık: Biraz büyüyen ve kendisinin farkına varan pek çok genç insanın gözünde din, sözünü ettiğim kurumların yarattıkları istismar halkalarını sürdürmek için muhtaç oldukları “kudret”in kaynağı olmaktan ibaret. Nihayet onların hakimiyet alanından çıkan, yumurta kabuğunu kıran her çocuk, o kurumların ve önerdikleri kavrayışların iflas ettiğine dair bir delil oluşturuyor. Bütün bunları düşünürken bir de rehber arketipim var: Antigon

Batılı literatür Antigone’yi tekeline almış gibi görünse de kendisi hemşehrimiz ve bacımız olur, hiç kusura bakmasınlar derken Afrikalı feministlerin Antigone okumalarına rast gelmeye başladım. “Allah’ım benim de zihnim bu kadar açılır mı bir gün, olur mu, bu kadarını görme kabiliyeti edinir miyim?” diye geçirdim içimden defalarca. Neden bahsettiğimi merak edenler Tina Chanter’in peşine düşebilirler.
Hikâyeyi kısaca özetlemeden olmaz. Antigone, ünlü Oedipus’un kendi anasıyla birleşmesinden doğan dört çocuktan biridir. Diğer kızkardeş Ismene (ki pek çok yorumcu Ismene’yi korkaklıkla itham eder.) Erkek kardeşler de Polynices ve Eteocles. Erkek kardeşler, dayıları Creon’un vekaleten baktığı ama aslında babalarından kendilerine miras kalan taht için kavga ederlerken birbirlerini öldürürler. Eteocles yerli, Polynices yabancı askerlerle savaşa girdiği için eşit muamele görmezler. Creon, Polynices’i hain ilan eder ve defnedilmesini yasaklar. Antigone önce bacısı Ismene’ye gider “olmaz böyle şey, bu kadar aşağılanmaz bir insan, kardeşimizi defnetmemiz lazım” der. Ismene bacısını sakinleştirmeye çalışır ve kadın başlarına böyle bir işe girişmemeleri gerektiğini söyler. Ertesi gün cenazenin defnedildiği anlaşılır. Kimse kimin yaptığını anlamamıştır. Creon mezarlık bekçilerini görevlendirir. Onlar da cenazeyi toprağın altından çıkartıp beklemeye başlarlar. Antigone belirir dağıtılmış mezarın başında ve tek başına defin merasimi yaparken yakalanır. Creon’un karşısına çıkar (bu kısmı birazdan azıcık açacağım). Ismene de koşar yargılamanın yapıldığı meydana, “bu bir suçsa ikimizi de öldürün” der dayısı da olan krala. Antigone izin vermez buna. Defni tek başına yaptığı konusunda ısrar eder. Dayı Kral Creon, Antigone’yi bir mağaraya kapattırır tek başına ölmesi için. Creon’un oğlu ve Antigone’nin nişanlısı Haemon da sevgilisinin peşinden mağaraya gider. Dayı Creon haberi alır almaz soluğu mağarada alır. Tek oğlunun ölümüne tanık olacaktır orada. Ardından haberi alan Kraliçe Eurydice’in intihar haberi de gelir. Polynices’in defnine izin vermeyen Creon, evvela kendi ailesini ve aynı anda bütün bir krallığı felakete sürüklemiştir.

Sophocles’in kronolojik olarak en önce yazdığı, bu açıdan Oedipus’un yazılma sebebi olan Antigone’yi anlama biçimlerinde son 30-40 yıldır mevzuya Batı-dışı ve erkek olmayan akılların da el atmasıyla devrim niteliğinde yenilikler olduğu anlaşılıyor. Örneğin, Ismene ve Antigone arasındaki ilişkinin hiç de düşmanlık olmadığını söyleyen bir hayli yazar var artık. Gene Batılı bir erkek olmakla birlikte Antigone yorumu Hegel kadar ciddiye alınmayan W.H.D. Rouse’un, hikâyede cenazenin iki kez defnedildiği, ilk defni kimin yaptığının belirsiz olduğu, pekâlâ bacısı yargılanırken “Ben de işledim o suçu” diyen Ismene tarafından, Antigone’yi defni açıkça yapma kararlılığının sonuçlarından kurtarmak için yapılmış olabileceği yolundaki iddiası da artık daha çok referans alıyor. Dolayısıyla, despot Dayı Kral Creon’la başetmek için başvurulmuş iki yol var önümüzde. Kardeşin cenazesini İsmene gibi, cenazeyi değil hayatta olanı korumak için, gizlice defnetmek ya da Antigone gibi Dayı Kral’a meydan okuyarak gerektiği gibi gömmek. Hangisinin daha kahramanca olduğundan emin değilim. Ayrıca kahramanca şeylerden haz ettiğimden de emin değilim. Ama şunu diyebilirim. Rouse’un söylediği gibi okursak hikâyeyi, İsmene bacısının hayatını koruyor ama gerekirse onunla birlikte cezalandırılmak iradesini gösteriyor… Öte yandan Antigone, erkek kardeşinin cansız bedenini korumak için ölmüş değil.

Antigone’ye merak sardığım ilk andan itibaren Hegel’e pek bir kuruldum ve giderek artıyor aramızdaki gerginlik. Çünkü onun (Ruhun Fenomenololojisi’nde) kabaca ‘Antigone devletin yasasına değil, ilahi yasaya sadık kaldı, aile(sinin) değerlerine pek düşkün olduğu için kardeşi Polynices’ı defnetmek uğruna hayatını feda etti,’ diyerek ektiği zehirli tohumdan büyücek ve çok kullanışlı bir ezber türedi. Halen, günde birkaç kez duyduğumuz o kullanışlı ezberi şöyle özetleyebiliriz: “Kadınlar aslında erkeklerden daha dindar ve muhafazakârdır, ayrıca kadınlar ‘fıtratları gereği’ ailelerine düşkündürler ve bu yüzden bakım vermelerinde bir sakınca yoktur.” Niye öyle? “Çünkü kadınlar içgüdüleriyle (al sana annelik) hareket etmeye daha yatkındırlar.” #HadiOrdan. İlahi yasa lafının yerini zaman zaman doğa kanunlarının aldığına da dikkat çekeyim eksik kalmasın.

Okuduğum bir biyografisinde Hegel’in kızkardeşi Christiane Luise Hegel’le arasındaki bakım-muhtaçlık-şefkat temelli ilişki hayli ayrıntılı anlatılıyordu. Christiane Luise, erkek kardeşine öylesine bağlıdır ki yengesine hayli zor zamanlar geçirtir. Kardeşinin ölüm haberini aldıktan sonra da canına kıyar. İçimde bir ses, Hegel’in Antigone yorumunda hiçbir açıdan sağlıklı olmayan bu ilişkinin ağır bir rolü olduğunu söylüyor. Neyse ki iç sesim yalnız değil, Derrida dahil olmak üzere pek çokları bu........

© Medyascope


Get it on Google Play