Aslı Tunç yazdı | Bir komedyenin portresi: Miray Akovalıgil
Sahne üzerinde tek kişilik komedi performansı yani stand-up’ın kökeni on dokuzuncu yüzyıl sonlarındaki vodvil geleneğine yaslanır. Biraz zorlasak insanlar antik çağlardan beri kitleleri güldürmenin yollarını arıyor aslında. Daha önceleri fiziksel sakarlıklardan ve düşüp kalkmadan oluşan şapşallık komedisi (slapstick comedy) yıllar içinde değişiyor, daha çok hikâye anlatıcılığına dayanan bir forma dönüşüyor. Dilin esnekliğine dayanan şakalar performatif bir biçimde sahnelenerek aslında tiyatronun bir alt türü haline geliyor. Komedyenler de tam anlamıyla bir hikâye anlatıcısına evriliyor. Stand-up gösterileri özellikle Amerika’da inanılmaz bir öneme sahiptir. New York, LA, Philadelphia, Boston gibi kentlerde büyüklü küçüklü komedi kulüpleri, acemileri sahneye alıştıran açık mikrofon (open-mic) etkinlikleri, mizahı ve sahne performansını iç içe geçiren sayısız komedi şovu eğlence hayatının büyük bir parçasıdır. Bugün başarılı ve dijital platformlarda izlediğimiz pek çok komedyen bu ufak kulüplerde bir avuç insanı güldürerek işe başlamıştır. Che Guevara’nın gülmenin siyasal bir direnme aracı olduğunu söylediği “gülmek devrimci bir eylemdir” lafını hatırlarken güldürmenin de bireysel bir başkaldırı olduğunu unutmamak gerekir.
Akovalıgil’i bir yıl kadar önce Instagram’da kısa videolarının önüme düşmesiyle tanıdım. Fiziksel olarak norm dışı uzun boyunu lehine çevirmesi, kendiyle derdi olduğunu filtresiz bir şekilde komedi unsuru haline getirmesi ve kendiyle acımasızca dalga çeken tavrı dikkatimi çekti. Sosyal medyada çizdiği mahallenin uçuk........
