23 Yıllık Çürüme: “Eğitim Politikaları Sınıfta Kaldı.”-Yusuf İpekli Yazdı |
Yine yandı yüreklerimiz. Yine kan ağladık önceki gün. Yine süslü cümlelerle geçiştirdik o vahşi olayı. İncir çekirdeğini bile doldurmayacak sözde bahaneler yüzünden sınıfta görevi başındayken yine bir öğretmenimizi yine bir öğrencisi katletti.
İçim yanıyor, iki gündür kendimde değilim. Uyku ne mümkün…
Bu kaçıncı olay hatırlamıyorum. Bu kaçıncı olay hatırla(t)mak bile istemiyorum.
Üzgünüm, hem de çok üzgün…
Elbette hayatını kaybeden öğretmenimiz için ama ondan daha çok 23 yıldır uygulanan eğitim politikalarının bizi getirdiği, diş çürüten anlayışa, sürece… Çünkü bu gidişle Allah korusun öğrencisi tarafından öldürülen öğretmenlere tanık olmaya devam edeceğiz. Hiç birimizin hayat garantisi yok. Sokakta yürürken, evde otururken, araba kullanırken, parka dinlenirken bir kör kurşun gelip sizi buluyor veya bir bıçak darbesi sizi sevdiklerinizden alıp koparıyor ya da en sevdiklerinizin arkasından yanıp kavruluyorsunuz.
Kafamda hep o cümle, “Bir öğretmenimizi bir öğrencisi katletti“.
Oysa o öğretmen o öğrencisine sevgiyi, saygıyı, hoş görüyü, iyiliği, merhameti öğretiyor onun iyi insan olması için çalışıyordu. Daha doğrusu öğretmenler bu değerleri 23 yıl önce öğretiyordu. Çünkü 23 yıl önce milli eğitimin temel amaçlarından biri iyi insan iyi vatandaş yetiştirmekti.
Bu idealden hızla uzaklaştık. Sırf imam hatip okullarının önünü açmak için hiç hazır olmadığımız halde apar topar liseyi zorunlu eğitim kapsamına aldık.
Sosyal medya, yürekten gelen samimi dilekleri bir kıyıya koyarak dile getirmeliyim ki, “Öğretmene uzanan eller kırılsın.”, ” Öğretmene şiddete hayır!”, “Öğretmene şiddete dur de…”, “Kınıyoruz…”, “Katili tanımayan kalmasın.” gibi birkaç kuru, bayat ve soğuk sloganla yıkıldı.
Ancak, öğretmene uzanan eller kırılsın demek çok kolay. Öğretmene şiddete hayır demekte… Hele kınıyoruz demek tam bize göre üretilmiş, buram buram popülizm kokan, adam sendeci anlayışın ta kendisi.
Bu anlayışla yürüdüğümüz sürece ne bir sorun çözülür ne de öğretmen katliamı son bulur.
Önemli olan öğretmene uzanan ellerin neden bıçağa uzandığını, neden silaha sarıldığını bilimsel yöntemlerle tespit edip sosyolojik, ekonomik, psikolojik, duygusal meseleleri ortadan kaldırmaktır.Bu nedir biliyor musunuz? Bu görevdir, sorumluluktur. Bu vicdandır, vicdan… O zaman aktör!
Elbette hükümet. Hükümet içinde milli eğitim bakanı. Bakan atom karınca mı ki her yere yetişsin. Evet her boş işe yetişenler bu meseleye de yetişecek, yetişmeli. Ancak sürecin ana unsuru ise elbette öğretmenler olacak.
Peki öğretmenler yeterli mı? Değil, çünkü onlar liyakat yoluyla değil mülakat yoluyla atanmış bireyler. Kendilerine güvenleri zayıf, çekingen ve ürkekler. Sahipsiz oldukları doğru mu, doğru. Üzerlerinde veli baskısı var mı, var. CİMER Demokles’in kılıcı gibi enselerinde mi, evet. Öğretmenler cesur değil de yöneticiler farklı mı? Onlar daha beter. Odasına kapanmış müdürler, evraklar arasında kaybolmuş yardımcıları, kendileri soruna dönüşmüş üst düzey yöneticiler…
Eğitimde şiddet, öğretmene şiddet hususu hiç kuşkusuz ülkemizde uygulanan eğitim sistemini eleştirmek için başlı başına yeterli bir gerekçe.
Öte yandan bu mesele milli bir mesele, güvenlik meselesi. Çünkü güvenlik hepimizin ortak sorunu ve bu sorunun temelinde yine eğitim var.
Bakınız siz düşünme demek olan felsefeyi, mantığı, bilim demek olan fizik, kimya, biyolojiyi, uygulama ve teknik analiz demek olan laboratuvarı, ruh dinginliği demek olan sanatı, sporu müfredattan çıkarıp yerine akıl ve bilim dışı modelleri getirirseniz geleceğiniz nokta tam da sözün bittiği yerdir, öğretmenini öldüren öğrenci yetiştirmektir.
Gerçi bizim milli eğitim bakanının derdi eğitmek değil ki, onun başka başka görevleri var.
O değil de cehle karşı açtığımız savaşta başarılı olamadık ya, çok ağrıma gidiyor çok. Bu gidişle sonu gelmeyecek olan eğitimde şiddetin hızla yükseldiği mevcut ortamda ne bekledim biliyor musunuz?
Dün öğrencisi tarafından katledilen öğretmenimiz için en azından bir günlük yas ilan edilsin. Halk ayağa kalksın, millet uyansın, eğitimde şiddeti önleyici yasal düzenlemeler yapılsın.
Olur mu? Okulu sıradan iş yeri, veliyi müşteri, öğrenciyi boş gezenlerin boş kalfası olarak görürseniz olmaz.
Nereden nereye mi dediniz? Ben söyleyeyim o zaman, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyen anlayıştan öğretmeni katleden anlayışa…
Eskiden bir harf için kırk yıl köle olmaya hazır bir medeniyetin evlatlarıydık; bugün ise o harfi öğreten kalbi, sınıfın tam ortasında susturacak kadar vahşileşen bir cinnetin tanıklarıyız. Bu elim olayda katledilen sadece Fatma Nur öğretmen değil bir milletin geleceği, umudu ve kadim değerleridir.
Bunun adı dostlarım bu kötü gidişin bir adı çürüme, hem de bile isteye, göz göre göre…
Sonuçta şunu rahatça söyleyebiliriz: “23 Yıllık Çürüme; Eğitim Politikaları Sınıfta Kaldı.”
Bu yüzden dertliyim, kederliyim. Bu yüzden ruhum çorak toprak gibi. Bu yüzden boynum bükük, yüreğim yangın yeri.
O halde şimdi ayağa kalkma günü. Bir yandan Fatma Nur öğretmenime vefa borcumuzu ödemek için… Öte yandan yeni Fatma Nurların öldürülmemesi için…
Ey insan, susma susarsan suça ortak olmuş olursun.
Unutma sustukça bir gün sıra sana da gelir ki, o zaman iş işten çoktan geçmiş olur.
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN