Üniversitenin Suskunluğu (*) – Suay Karaman Yazdı

33.Adalet ve Demokrasi Haftası’nda başta Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızı özlemle ve saygıyla anıyoruz. Anılarının yolumuza ışık saçtığının bilincindeyiz. Bu bilinçle mücadelemize kararlı şekilde devam ediyoruz.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra 6 Kasım 1981 tarihinde çıkarılan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu (YÖK), Ocak 1981 tarihinde Şili’deki faşist cuntanın çıkardığı yasanın kötü bir kopyasıdır. YÖK yasasıyla birlikte üniversitelerde toplu tasfiyeler başlamış, akademisyenler susturulmuş, çağdaş ve özerk üniversite yok edilmiştir. Özellikle 2002 yılından günümüze üniversitelerde liyakat yerine, din temeline dayanan atamalar yapılmış, laik, çağdaş ve bilimsel eğitim yara almıştır.

Bugün ülkemizde hukuk yok edilirken hukuk fakültelerinden ses çıkmamaktadır. Gülünç enflasyon hesaplarıyla toplum uyutulurken, iktisat fakülteleri tepki vermemektedir. Mühendisliği hiçe sayan projeler gündeme getirilirken, mühendislik fakülteleri sessizdir. Sanat katledilirken, güzel sanatlar fakültelerinden ve konservatuvarlardan ses duyulmamaktadır. Yolsuzluklar, cinayetler, tecavüzler alıp başını gitmişken, laik ve bilimsel eğitim yerine dine dayalı eğitim yapılırken üniversitelerden ses çıkmamaktadır. Günümüzde suskun üniversite olgusuyla karşı karşıyayız. Susan üniversitelerde bilim yapılmaz, yapılamaz.

Ülkemizin şiddetle bilime, teknolojiye ve üretime ihtiyacı varken, teknik meslek liselerini kapatarak, yerine imam hatip okulları açılmaktadır. Milli eğitimde ilk, orta ve lisede dini içerikle yetişen nesiller, üniversiteye gelince de farklı olmuyorlar. AKP, 2002 yılında iktidara geldiği zaman imam hatip okullarında okuyan öğrenci sayısı yaklaşık 70.000 idi. Bugün ise yaklaşık 1.370.000 öğrenci imam hatip okullarında okumaktadır. 2002 yılında 20 İlahiyat Fakültesinde 500 öğrenci varken, bugün 112 İlahiyat Fakültesinde 12.000 öğrenci vardır. Bunun yanında 30 İslami İlimler Fakültesi de açılmıştır. Ülkemizde yıllardır ve sistemli bir şekilde laik ve bilimsel eğitim terk edilmektedir. Bugün birçok üniversitelerde bilimden uzak şekilde eğitim verilmektedir. Demokratik ve laik cumhuriyetimizi dinsel kurallarla yönetmeyi hedefleyen siyasi iktidar, düşünmeyen, sorgulamayan dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi ile bilimsellik yerine inanç temelinde eğitime yön vermektedir.

Laiklik, devletin ve toplumun dini kurallardan arınmasıdır; devlet ve toplum düzeninin akıl ve bilime dayandırılmasıdır. Laiklik, aklın sorgulanmasıdır. Ancak özellikle 2002 yılından sonra üniversitelerimizde büyük sorunlar başlamıştır. Şimdi bunlarla ilgili örneklere bakalım:

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Rifat Okudan, insanın cinsel ilişki sırasında ‘şeyhini’ düşünmesi durumunda, şeyhin güzel ahlakının, bereketinin doğacak çocuğa geçeceğini savunan makalesini Tasavvuf dergisinin Haziran 2003 tarihli 10. sayısında yazmıştır.

28 Şubat 2009 tarihinde Habername internet sitesinden bir alıntıdan söz etmek istiyorum. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Orhan Çeker; “Müzik için haram diyemeyiz ama helâl de diyemeyiz. İçeriği İslâm’a uygun olmalıdır. Ama kadın sesi içeren müzik kesinlikle caiz değildir.” Daha sonra Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçen bu profesörün söylemleri insanın kanını donduracak niteliktedir: “Kadın yüzünü de kapamalı, Kadının evden çıkması caiz değil, Saç boyama caiz değil, Parfümlüye cennet haram, Dekolte giyinen, tahrik eden kadının tecavüze uğraması sürpriz değil.”

Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin Karaman “oruç tutmayan, namaz kılmayan memur olmasın” demektedir. Kendi internet sitesinde ise “ülkemizde Hanefî mezhebine göre müziğin icrası da, dinlenmesi de haramdır. Bir değneğin, bir çubuğun bir yere ahenkli bir şekilde vurulması bile bu hükme dahildir ve haramdır” hükmünü aktarmaktadır.

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren; “Çalgı aletleri, bunları çalmak, satmak ya da şarkı söylemekten para kazanmak, nefsi azdıran, örneğin diri bir kadının ya da şarabın heyecan verici niteliklerini anlatan şarkılar caiz değildir” demektedir.

12 Haziran 2016 günü TRT 1 televizyonunda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden, Prof. Dr. Mustafa Aşkar; “namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır” demişti. Şimdi anlaşıldı; kedileri ve köpekleri namaz kılmadıkları için öldürüyorlar.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Mehmet Karalı’nın Kasım 2018 tarihindeki sözleri ilginçtir: “Yerel seçimlerde kadın başkan adaylarına oy vermeyeceğim. Evde oturup çocuk baksınlar” diye buyurmuş.

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Mantık Anabilim Dalından emekli öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, 22 Kasım 2018 tarihinde Güzelbahçe Müftülüğü tarafından düzenlenen ‘Peygamberimiz ve Gençlik” adlı konferansta konuşmuştur. Konuşmasında çocukların evlenebileceğini, kızların âdet görmesinin tedavi edilmesi gerektiğini, kızların tesettüre girmelerini, edepli olmalarını savunmuş ve laikliğin en büyük tehlike olduğunu söylemiştir.

İlahiyatçı ve hukukçu Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden emekli Prof. Dr. Cevat Akşit’in bir televizyon kanalında ‘seks’ ile ilgili konuşması şöyleydi: “Cinsel münasebet esnasında affedersiniz eşeklerin yaptığı gibi tamamen soyunmayın. Çünkü orada melekler vardır, siz soyunursanız........

© Medya Siyaset