Esaretten İstiklale – Melih Demirel Yazdı
İstanbul esaret altında…
Payitahtın üstüne çökmüş ağır bir sessizlik var. Sokaklarda esaretin yorgunluğu, insanların yüzlerinde tarifsiz bir endişe dolaşıyor. Limanda demirleyen düşman gemileri yalnızca bir şehri değil; bir milletin onurunu da kuşatmış durumda.
Osmanlı Devleti fiilen çökmüş…
Silah depolarına el konulmuş…
Millet yorgun, memleket bitap…
Ve tam böyle bir zamanda, herkesin sustuğu hatta kabullendiği yerde bir adam çıkıyor. Kafaya koymuş bir adam. Esaret kabul edilemez diyen bir adam. Geldikleri gibi giderler diyen bir adam…
O dönemde 9.Ordu Müfettişi olan Tuğgeneral Mustafa Kemal…
Mustafa Kemal Atatürk, Galata Rıhtımı’na doğru ilerlerken aslında yalnızca bir vapura binmiyordu. O gün, tarihin yönünü değiştirecek bir iradenin ilk adımlarını atıyordu.
Bandırma Vapuru ihtişamlı değildi.
Yorgundu… Eskimişti… Dalgalar karşısında kırılgan görünüyordu.
Ama tarihin en büyük yükünü en mütevazı gemilerin taşıyabileceğini yıllar evvel tüm dünyaya ispatladı.
Mustafa Kemal’in gözlerinin önünde işgal altındaki İstanbul vardı.
Boğaz’da duran düşman zırhlıları vardı.
Kendi vatanında esir muamelesi gören bir millet vardı.
İnsan düşünmeden edemiyor…
O vapura binerken ne........
