Atatürk’ün Milliyetçilik Anlayışı (4) – Gülhan Seyhun Yazdı
Emperyalizmin hedefindeki Türkler
Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere dünyayı sömüren emperyalist devletler, Osmanlıyı parçalamak ve paylaşmak için kolları sıvamıştı. Toplumu din, dil, mezhep ve ırk temelli farklılıklar üzerinden “Türk’e” karşı kışkırtıcı faaliyetlerin içine çekmişler ve onları kendi çıkarlarına kullanmışlardı. Hedefte, Türkler vardı. Türkiye, Türklerden temizlenecekti. Esasen bu amaçlarını gizlememişler, dahası bilimsel araştırma sonuçlarını siyasi görüşlerle değiştirerek ve Türk düşmanlığını ilmek ilmek işleyerek ilerlemişlerdi.[i]
1873 yılına kadar yapılan arkeolojik kazılar sonucu, Avrupalı bilim insanları tarafından Mezopotamya’daki uygarlıkların Orta Asya’dan gelen ve içlerinde Türklerin de olduğu Turani kavimler tarafından kurulduğu kabul edilmişti. Dönemin saygın bilim insanı Ernest Renan, hiçbir bilimsel veriye dayanmadan siyasi kaygılarla bu teze karşı çıkmış ve Türkler hakkında kullandığı aşağılayıcı ifadelerle durum, tam tersi yöne evrilmişti. Renan şöyle demişti:
“…Topraklar altından çıkarılan bu kadim ve yüksek Babil medeniyetini Türkler, Finovalar, Macarlar gibi şimdiye kadar tahripten başka marifet göstermemiş ve kendilerine has hiçbir medeniyet yaratmamış ırklar nasıl yapmış olabilir? Gerçi hakikat bazen hakikate benzemez gibi görünebilir ve eğer bize Samilerden ve Arilerden evvelki medeniyetlerin en kudretli ve en değerlisini kuranların Türkler, Finovalar, Macarlar olduğu uluorta bir kanaat yerine meseleyi menşeinden sonuna kadar izah edici delillerle ifade ve ispat olunursa inanırız. Fakat bu deliller bunu kabulden çıkacak neticenin fecaati nispetinde kuvvetli olmak lazım gelir.”[ii]
Renan’ın bu görüşü dönemin siyasilerine de yansımıştı. İngiltere, 1878 Berlin Antlaşması ile Osmanlı’nın paylaşımına katılmış ve hemen sonra, 1880’de başbakan olan Gladstone da açıktan açığa Türk düşmanı bir çizgiye gelmişti. Parlamentoda yaptığı konuşmalarda Türklüğü “Türk ırkını” hedef alarak şöyle aşağılamıştı:
“Osmanlı-Türk hükümeti hiçbir hükümetin işlemediği ölçüde suç işlemiş, hiçbir hükümet onun kadar suça saplanmamış, hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır. Bu yalnızca bir Müslümanlık sorunu değil, fakat Müslümanlığın bir ırkın yaradılış yapısıyla birleşmesidir. Türkler, Avrupa’ya girdikleri o ilk kara günden bugüne, insanlığın insanlık dışı en büyük örneğini oluşturdular. Nereye gittilerse arkalarında geniş kanlı bir yol bıraktılar ve onların egemenliğinin uzandığı yerlerde uygarlık kayboldu. Türklerin kötülüklerini önlemenin tek yolu onları yeryüzünden kazımaktır.”[iii]
Gladstone’un yolundan giden ve iki yıl sonra İngiltere Başbakanı olacak olan Lloyd George da Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na girdikten sonra 10 Kasım 1914’te Londra’da, Kent Kilisesi’nde Türk milletine duyduğu kini şu sözlerle ifade etmişti:
“Türk’le hesaplaşmak için büyük kader geldi çattı. Türk, kötü yönetimiyle çürütmüş bulunduğu kendi dininin en büyük düşmanıdır. Türkler sanat, kültür ya da aklınıza gelebilecek........© Medya Siyaset
