menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahmak Islatan -Prof.Dr.Duran Bülbül & Melih Demirel Yazdı

12 0
27.03.2026

“Türkiye siyasetinde muhalefetin geldiği nokta yeniden tartışılıyor. Prof. Dr. Duran Bülbül ve Melih Demirel, ‘mecbur değilsiniz’ vurgusuyla dikkat çeken bir analiz sunuyor.”

“Türkiye siyasetinde muhalefetin geldiği nokta yeniden tartışılıyor. Prof. Dr. Duran Bülbül ve Melih Demirel, ‘mecbur değilsiniz’ vurgusuyla dikkat çeken bir analiz sunuyor.”

Siyaset, aklın ve sorumluluğun sahasıdır. Ancak ne yazık ki son yıllarda, özellikle ana muhalefet cephesinde, bu sahadan uzaklaşıldığını; aklın yerini reflekslerin, eleştirinin yerini ise tahammülsüzlüğün aldığını üzülerek müşahede ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin geldiği son nokta, yalnızca bir siyasal savrulma değil; aynı zamanda bir zihniyet kırılmasıdır. Eleştiriye kapalı, kendi doğrularını mutlak hakikat olarak dayatan, farklı sesleri bastırmayı meşru gören bir yapı, demokratik olma iddiasını zaten baştan yitirmiş demektir.

Bugün gelinen noktada, CHP’nin herhangi bir söylemine karşı çıkmak ya da basit bir eleştiri yöneltmek dahi organize bir dijital linçle karşılık bulmaktadır. Bu durum, yalnızca siyasi nezaketin değil, aynı zamanda demokratik kültürün de iflas ettiğini göstermektedir. Eleştiriye tahammül edemeyen bir anlayışın, topluma umut olması mümkün değildir.

Bizler bu gidişatı uzunca süredir dile getiriyoruz. Uyarıyoruz, dikkat çekiyoruz, kaygılarımızı ifade ediyoruz. Ancak o günlerde bu eleştiriler ya görmezden gelindi ya da bilinçli şekilde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bugün ise dikkat çekici bir kırılma yaşanıyor: Kamuoyunda etkili olan, kendini muhalif olarak tanımlayan gazeteciler dahi artık bu rahatsızlığı açıkça dile getiriyor. Bu, önemli bir eşiktir. Çünkü hakikat, eninde sonunda kendini dayatır.

Fakat asıl mesele şudur: Bu tablo karşısında toplumun ne yapacağı…

Siyaset, seçeneksizlik dayatması değildir. Kimsenin kimseye mahkûm olduğu bir düzen, demokrasi değil, zorunluluktur.

Ve biz buradan açıkça sesleniyoruz:

Kendi ikbalini ve geleceğini her şeyin önünde tutanlara,

Kendi kariyer planları uğruna koca bir çınarın dallarını budayanlara,

Aklanmak zorunda olanlara,

Her gün yeni bir siyasetsizlik üretip, toplumu La Fontaine masallarıyla oyalayanlara,

Güneşin altında hemşehricilik oynayanlara,

Bir gün üst perdeden konuşup ertesi gün kapı aşındıranlara,

“İlla ben!” diyerek siyaseti şahsileştirenlere,

Cumhuriyet’e yan bakanlara sıvacılık yapanlara,

Atatürk’e partisini aratanlara,

Pusulasını Edirne’den öteye kuranlara,

Emperyalizmden medet umup her defasında hüsran yaşayanlara…

(Prof.Dr.Duran Bülbül)

Bazı yağmurlar vardır;  başta hafif ıslatır ve silkeler.

“Ahmak ıslatan” derler adına.

Hafif hafif düşer ama insanın iliğine kadar işler.

Bugün yaşadığımız tam olarak budur.

Toplumun üzerine yağan bu ince ince manipülasyon, bu sinsice kurulan algı düzeni; aslında bir “ahmak ıslatan”dır. Fark ettiğinizde ise çoktan ıslanmış olursunuz.

Gözünüzün içine baka baka “cambaza bak” diyenlere odaklanıyorsunuz…

Ama o sırada arka kapılarda dönen pazarlıkları, “aman efendim, tamam efendim”lerle kurulan pazarları görmüyorsunuz.

Size muhalefet diye sunulan şeyin, aslında magazinleştirilmiş bir siyaset olduğunu fark etmiyorsunuz. Gürültü var ama içerik yok. Kibir var ama vizyon yok. İddia var ama omurga yok.

Bir elinde ayı, diğer elinde güneşi tuttuğunu iddia eden hadsizler, aslında karanlığın ta kendisidir.

Bunu size “kaçınılmaz” gibi sunuyorlar.

Kendi geleceğinizi ipotek altına alanlara,

Sizin adınıza konuşup sizi yok sayanlara,

Sizi susturup kendini kutsayanlara,

Her eleştiriyi düşmanlık sayanlara,

Toplumu aptal yerine koyanlara…

Bir siyaset, eleştiriden korkuyorsa çürümüştür.

Bir yapı, kendini dokunulmaz görüyorsa yozlaşmıştır.

Bir kadro, halkı değil kendini merkeze alıyorsa tükenmiştir.

Bugün size “başka seçenek yok” diyenler, aslında kendi çaresizliklerini saklıyorlar.

Her zaman bir seçenek vardır.

Her zaman bir duruş vardır.

Ve her zaman bir itiraz mümkündür.

“Ahmak ıslatan” yağmurlarına aldanmayın.

Sizi yavaş yavaş ıslatıp uyuşturan bu düzene karşı gözlerinizi kapatmayın.

Çünkü mesele bir parti meselesi değildir.

Mesele bir zihniyet meselesidir.

Ve o zihniyete karşı en güçlü söz şudur:


© Medya Siyaset