Emperyalizmin güncelliği: Marx haklı mıydı? |
Kapitalizmin yalnızca bir üretim modeli değil, aynı zamanda kendi krizleriyle yaşayan tarihsel bir sistem olduğu fikri Marx’ın analizlerinin merkezinde yer alır.
Sermaye birikimi belirli bir noktaya ulaştığında, kâr oranları daralır, pazarlar doygunlaşır ve rekabet giderek daha yıkıcı bir hâl alır. Bu aşamada sistem kendi iç dengeleriyle ayakta kalmakta zorlanır. Marx’a göre bu durum ahlaki bir sapma değil, yapısal bir zorunluluktur. Kapitalizm, krizlerini çözemez; yalnızca onları başka coğrafyalara ve başka toplumsal yapılara ihraç eder.
Bu ihracın siyasal ve ekonomik biçimi, 20. yüzyılın başında Lenin tarafından emperyalizm kavramıyla sistematik hâle getirilmiştir. Emperyalizm, kapitalizmin geçici bir aşaması değil; onun olgunluk döneminde aldığı zorunlu biçimdir. Büyük sermaye artık yalnızca üretimi değil, devlet aygıtlarını, finans sistemlerini ve uluslararası hukuk mekanizmalarını da kendi ihtiyaçlarına göre yeniden düzenler. Bu noktada emperyalizm, askeri işgalden çok daha karmaşık ve çok katmanlı bir ilişki biçimine dönüşür.
“Soğuk Savaş” sonrasında sıkça dile getirilen “emperyalizm sona erdi” iddiası, bugünden bakıldığında ciddi bir kavrayış eksikliğini yansıtır. Askeri işgallerin azalması, emperyal ilişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Güç yalnızca biçim değiştirmiştir. Tankların yerini yaptırım kararları, doğrudan müdahalelerin yerini finansal kuşatmalar, işgal söylemlerinin yerini ise “hukuk” ve “meşruiyet” tartışmaları almıştır. Bugünün emperyalizmi daha sessizdir; fakat bu sessizlik onu daha az etkili kılmaz.
Venezuela bu dönüşümün en açık örneklerinden biridir. Yıllardır uygulanan ekonomik yaptırımlar, yalnızca bir hükümeti........