Dünya neden aynı anda yoksullaşıyor? |
Son yıllarda dünyanın farklı köşelerinde yaşayan milyonlarca insan, birbirinden bağımsız gibi görünen ama benzer sonuçlar üreten bir deneyimi paylaşıyor: daha çok çalışıp daha az geçinmek.
Paris’te bir öğretmen, İstanbul’da bir mühendis, Buenos Aires’te bir memur ya da Berlin’de bir öğrenci, farklı diller konuşsalar da benzer bir cümlede buluşuyorlar: Hayat pahalı, gelecek belirsiz, emek değersiz. Bu eş zamanlılık tesadüf değil. Küresel yoksullaşma, tek tek ülkelerin hatalarından çok, aynı anda işleyen yapısal bir düzenin sonucu.
Bu yoksullaşma ani bir çöküş şeklinde ilerlemiyor. Fabrikalar bir gecede kapanmıyor, bankalar ardı ardına batmıyor, sokaklar kitlesel ayaklanmalarla dolmuyor. Bunun yerine daha sessiz bir süreç yaşanıyor. Alım gücü yavaşça eriyor, orta sınıfın sınırları daralıyor, güvenceli yaşam biçimleri istisnaya dönüşüyor. İnsanlar yoksullaştıklarını çoğu zaman fark etmiyor; sadece “eskisi gibi yaşayamadıklarını” hissediyorlar.
Bu eş zamanlı yoksullaşmanın ilk nedeni, küresel ekonominin uzun süredir finansallaşma ekseninde işlemesi. Üretimden çok borçlanma, yatırımdan çok spekülasyon, istihdamdan çok kâr maksimizasyonu öncelik kazanmış durumda. Reel ekonomi büyüse bile bu büyüme geniş kitlelere dağılmıyor. Servet yukarı doğru yoğunlaşırken, risk aşağıya doğru yayılıyor. Enflasyon, enerji fiyatları ve barınma maliyetleri gibi temel kalemler herkes için artıyor; fakat bu artışlara karşı korunma araçları yalnızca dar bir kesimin erişiminde.
İkinci önemli etken,........