Çin’de kapitalizmi kim yönetiyor? |
Çin ekonomisinin son kırk yıldaki performansı, yalnızca büyüme oranlarıyla değil, aynı zamanda kurduğu özgün üretim ve yönetim modeliyle tartışılıyor.
Klasik kapitalist gelişme çizgisi ile sosyalist planlama geleneğinin iç içe geçtiği bu yapı, dışarıdan bakıldığında bir çelişki gibi görünebilir; ancak daha yakından incelendiğinde bu çelişkinin sistemin temel işleyiş mekanizmasına dönüştüğü fark edilir. Asıl mesele, Çin’in kapitalizme geçip geçmediği değil, kapitalizmi nasıl kullandığıdır.
1978 sonrası reform süreci çoğu analizde “piyasaya açılma” olarak tanımlanır, ancak bu ifade Çin deneyimini açıklamak için yetersiz kalır; çünkü Çin’de piyasa serbest bırakılmamış, aksine belirli sınırlar içinde inşa edilmiştir. Devlet, fiyat mekanizmasını, yatırım yönelimlerini ve üretim önceliklerini tamamen terk etmemiş, bunları yeniden düzenlemiştir. Bu nedenle Çin’de piyasa kendi kendine işleyen bir sistem değil, belirli stratejik hedeflere bağlı bir araç olarak çalışır. Bu ayrım, modelin anlaşılması açısından belirleyicidir.
Bu modelin merkezinde yalnızca devlet değil, doğrudan Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kurumsal ve ideolojik kontrolü yer alır. Ekonomik alan teknik olarak çeşitlenmiş olabilir, ancak nihai yönelim politik olarak belirlenir. Büyük teknoloji şirketlerine yönelik müdahaleler, finansal düzenlemeler ve stratejik sektörlerdeki devlet varlığı bu kontrolün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik bir çerçeve içinde işlediğini gösterir. Özel sektör büyür, fakat sınırları bellidir. Bu sınırlar esnek olabilir, ancak keyfi değildir. Parti, ekonomik genişlemeyi destekler, ancak siyasal bağımsızlığa izin vermez.
Bu noktada Çin modelinin en kritik özelliği ortaya çıkar: piyasa ile devlet arasındaki ilişki yatay değil, hiyerarşiktir. Piyasa araçtır, devlet yön verendir. Rekabet teşvik edilir, ancak yönsüz bırakılmaz. Sermaye birikir, ancak tamamen serbest değildir. Bu yapı klasik liberal ekonominin varsaydığı özerk piyasa fikrinden köklü biçimde ayrılır. Çin’de piyasa vardır, fakat nihai otorite değildir.
Finansal sistem bu hiyerarşinin en somut örneklerinden birini sunar. Bankacılık sektörü büyük ölçüde kamu kontrolündedir ve kredi tahsisi çoğu zaman piyasa sinyallerine değil, stratejik önceliklere göre belirlenir. Bu durum kısa vadeli verimlilik açısından........