BOP: Komplo değil başarısız bir emperyal çerçeve
Büyük Orta Doğu Projesi BOP), kamuoyunda çoğu zaman gizli planlar, haritalar ve perde arkasında çizilmiş sınırlarla anılan bir anlatıya indirgeniyor.
Bu yaklaşım, ilk bakışta cazip görünse de analitik olarak zayıf bir zemine dayanıyor. Çünkü modern uluslararası siyasette “büyük projeler”, çoğu zaman kapalı bir merkezden kusursuz biçimde yönetilen planlar değil; ideolojik çerçeveler, stratejik varsayımlar ve uygulamada parçalanan müdahale setleri olarak işler. Büyük Orta Doğu Projesi de bu anlamda bir komplo değil, başarısız olmuş bir emperyal çerçeve olarak ele alınmayı hak ediyor.
Projenin çıkış noktası, 2000’li yılların başında ABD dış politikasında hâkim olan dönüşümcü müdahalecilik anlayışıydı. Temel varsayım basitti: Siyasal rejimler dönüştürülebilir, piyasa mekanizmaları serbestleştirilebilir ve bu dönüşüm, bölgeyi daha öngörülebilir, Batı’yla uyumlu ve “istikrarlı” hale getirebilirdi. Bu yaklaşım, tarihsel, toplumsal ve mezhepsel katmanları ikincil unsurlar olarak gören bir modernleşme şablonuna dayanıyordu. Tam da bu noktada projenin kırılganlığı ortaya çıktı. Orta Doğu, tek bir siyasal reçeteyle yeniden düzenlenebilecek homojen bir alan değildi.
Irak işgali bu çerçevenin ilk büyük sınavıydı. Rejim değişti, fakat istikrar gelmedi. Devlet yapısı çözüldü, ancak yerine işlevsel bir siyasal düzen kurulamadı. Ortaya çıkan boşluk, mezhepsel gerilimleri derinleştirdi ve bölgesel güç mücadelelerini tetikledi. Bu deneyim, Büyük Orta Doğu Projesi’nin planlı bir “harita mühendisliği”nden ziyade, sahada kontrol edilemeyen sonuçlar üreten bir stratejik deneme olduğunu açık biçimde gösterdi.
Bu başarısızlık, projeyi ortadan kaldırmadı; aksine daha da belirsizleştirdi. Suriye, Libya ve Yemen örnekleri, merkezî devlet yapılarını zayıflatmanın “demokratik dönüşüm” üretmediğini, tersine kronik istikrarsızlık yarattığını ortaya koydu. Bölge, planlanmış bir yeniden yapılanma sürecine değil; parçalı, asimetrik ve uzun süreli krizlere sürüklendi. BOP bu noktada bir “tasarım” olmaktan çıktı, geriye yalnızca yan etkiler kaldı.
İsrail: Düzensizlik İçinde Güvenlik Arayışı
İsrail’in Büyük Orta Doğu Projesi bağlamındaki konumu, çoğu zaman bilinçli bir kaos tasarımcısı gibi ele alınsa da, bu yaklaşım meseleyi fazlasıyla basitleştiriyor. İsrail’in bölgesel stratejisi, büyük ölçekli ideolojik projelerden çok, tarihsel deneyimlerle şekillenmiş bir güvenlik psikolojisine dayanıyor. Kuruluşundan itibaren çevresinde güçlü, merkezi ve ideolojik olarak düşman devletlerle karşı karşıya kalan İsrail için güvenlik, hiçbir zaman statik bir kavram olmadı; sürekli yeniden tanımlanan, değişen koşullara uyarlanan bir varoluş meselesi olarak algılandı.
“Soğuk Savaş” yıllarında Mısır, Suriye ve Irak gibi merkezi devlet yapılarıyla çevrili olmak, İsrail’in tehdit algısını net ama yoğun bir çerçeveye oturtuyordu. Bu dönemde riskler belirgindi, aktörler tanımlıydı ve caydırıcılık nispeten hesaplanabilirdi. Ancak 2000’li yıllarla birlikte bölgesel devlet yapılarının çözülmeye başlaması, İsrail açısından çelişkili bir tablo yarattı. Bir yandan........
