Bir diploma bir sessizlik |
Bazı belgeler vardır; yalnızca bir insanın hayatını değil, bir ülkenin zihinsel haritasını da taşırlar.
Eski bir diploma bazen bir devletin vatandaşına nasıl baktığını, onu hangi sınırın içinde kabul ettiğini ve hangi görünmez çizginin ötesinde tuttuğunu gösterebilir. Önümüzde duran “Türkiye’de Azlık Okullarına Mahsus İlk Okul Diploması” tam da böyle bir belge. İlk bakışta sıradan bir okul evrakı gibi görünse de, satır aralarında çok daha derin bir hikaye taşımaktadır. Çünkü burada mesele yalnızca eğitim değildir; aidiyet, eşitlik ve görünmez biçimde kurulan dışlama ilişkisidir.
Cumhuriyetin erken döneminde Türkiye, yeni bir ulus-devlet inşa etmeye çalışıyordu. İmparatorluğun çok kimlikli yapısından çıkan yeni rejim, ortak bir ulusal kimlik üretmek istiyordu. Bu süreç kendi içinde tarihsel bir mantık taşısa da, aynı zamanda sert bir homojenleşme arayışını da beraberinde getirdi. Türkçe, vatandaşlık ve “makbul kimlik” kavramı devletin merkezine yerleşirken, farklı etnik ve dini topluluklar çoğu zaman bu merkezin çevresinde bırakıldı. Resmî söylem herkesi kapsayan bir vatandaşlık dili kurmaya çalışırken, günlük hayatın bürokratik pratiği çoğu zaman başka bir gerçeklik üretiyordu.
Tam da bu nedenle bu diplomanın başlığı önemlidir: “Azlık Okullarına Mahsus.” Bu ifade yalnızca teknik bir tanımlama değildir. Aynı zamanda görünmez bir çizgidir. Çünkü bir çocuğa daha ilkokul diplomasında bile “sen farklısın” duygusunu taşıyan ayrı bir kategori sunmak, eğitimin ötesinde psikolojik ve toplumsal bir ayrışma üretir. Devlet burada yalnızca kayıt tutmamakta, aynı zamanda aidiyetin sınırını çizmektedir.
Daha çarpıcı olan ise bu dışlamanın açık bir düşmanlık diliyle değil, bürokratik sakinlik içinde kurulmasıdır. Modern devletler çoğu zaman baskıyı bağırarak değil, sınıflandırarak uygular. Bir mühür, bir kayıt türü, bir belge başlığı… Bunlar........