“Şer odakları” değil “bilanço…”
Geçen hafta Borsa İstanbul, savaş ya da deprem gibi bir dış şok olmadan tarihinin en sert günlerinden birini yaşadı; BIST 100 bir günde yüzde 5,5’i aşan bir kayıpla kapandı.
Kökeninde, Pusula Portföy ve Tera Grubu’nun yönettiği yatırım fonlarında ortaya çıkan bir likidite krizi vardı: Bazı fonlar, manipülasyona uğradığı iddia edilen hisselere yoğun pozisyon taşıyordu, yatırımcı çıkışları hızlanınca fonlar temerrüde düştü, SPK devreye girip suç duyuruları ve işlem yasakları açıkladı, soruşturma tutuklamalara kadar uzandı. Tam bu süreçte Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, krizi “malum şer odaklarının planlı, kasıtlı ve organize spekülatif atağı” olarak tanımladı. Aynı açıklamada siyasi sadakatini vurgulamayı da ihmal etmedi. Bu iki cümleyi yan yana okuduğunuzda, aslında finansal bir krizden çok, krizin nasıl anlatılacağına dair eski ve tanıdık bir formülle karşılaşıyorsunuz.
SPK’nın resmi tablosu ortada: Otuz sekiz kişi hakkında suç duyurusu, elliyi aşkın kişiye yurt dışı çıkış yasağı ve mal varlığı tedbiri, dört tutuklama, ardından Pusula Portföy’ün yönetim kurulu başkanı Muhammet Yarız’ın tutuklanması, son çeyrekte de yeni gözaltı kararları. Bu kadar somut, bu kadar isimli, bu kadar belgeli bir soruşturma dosyasının karşısına “şer odakları” gibi belirsiz, kimin kastedildiği hiçbir zaman netleşmeyen bir kavramla çıkmak, tesadüf değil; bu, sorumluluğu somuttan soyuta, kanıttan komploya taşıma çabasının klasik bir örneği.
Bu retoriğin işleyiş biçimi hep aynıdır. Önce bir suçlama gelir: Manipülasyon, temerrüt, dedikodu yayma. Bu suçlama, ismi belirsiz ama etkisi büyük bir düşmana havale edilir; “şer odakları”, “dış mihraklar”, “spekülatörler” gibi kavramlar, tam da kimin sorumlu tutulacağını belirsizleştirdiği için işlevseldir. Sonra bu belirsiz düşmana karşı bir sadakat beyanı eklenir; burada iktidara duyulan “sonsuz sevgi ve inanç” cümlesi bu işlevi görüyor. Böylece mesele, bir şirketin fon yönetimindeki başarısızlığı olmaktan çıkıp, “biz” ile “onlar” arasındaki bir mücadeleye dönüştürülür. Kimse artık bilançoya değil, sadakate bakar.
Bu dilin Türkiye siyasi kültüründe uzun bir geçmişi var. Ekonomik krizler tarihsel olarak “dış güçlerin oyunu”, “faiz lobisi”,........
