Dünyanın bütün robotları birleşin!
Ofise kan ter içinde gelen İrina, “Sabah, ondan fazla adam gözlerini benden alamadı!” dedi neşeli bir kahkaha eşliğinde.
Yuliya, “Hadi ya! Ne oldu?”
Bu kadar adamın dikkatini çeken bir şey olmalıydı mutlaka. Görmek için kafamı kaldırdım. Bugün seksi mini eteğini, derin dekolteli bluzunu, yüksek topuklu ayakkabılarını giymemişti. Son derece sade giyinmişti.
“Arabamı park ettim!” diye cevap verdi İrina.
Serkan, hemen aklına gelen bir zihni sinir projesini benimle paylaşıyor:
“Abi, müşterilerinin arabalarını araç sahipleri veya görevliler yerine robotların park ettiği bir özel otopark projesi çok kazançlı bir iş olmaz mı?”
İrina, yine kedisi Barsık’ı getirmişti.
Barsık’ı ofiste bir sürpriz bekliyordu.
Ofis temizliği sorunundan illallah diyen İgor, bir temizlik robotu, “robot-uborşik” almıştı,
Sessiz, sedasız, kendi halinde çalışıyordu.
İgor, “Bu, hiç olmazsa bizim temizlikçi kadın gibi ikide bir zam talep etmeyecek, hastalık bahanesiyle işten kaytarmayacak” dedi.
“Buna bir isim koysak.”
“İsmi yaptığı işten, kendinden mülhem ‘robot-uborşik’ işte” dedi İgor.
Ofisimize yeni bir çalışan daha eklenmişti.
Robotun temizlikçi kadın yerine yerleri temizleyeceğini öğrenince kızlar, “Çay, kahve servisini kim yapacak?” diye mızmızlandılar.
Barsık, onu ilk gördüğünde çok şaşırmıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışmıştı.
“Robot-uborşik”, odaların içinde, koridorda dolaşıyor, sensörleriyle bir engeli farkedince yönünü değiştiriyordu.
Biraz önce “robot-uborşik”’ten ürken Barsık, onun kendisinden korktuğunu sanıp, eğlenmek için kovalayıp, oynaşmaya, önüne atlayıp yönünü değiştirtmeye başladı.
Zavallı “robot-uborşik”, fır fır dönmeye başladı.
İgor, kızıp, “Bu işin de şeyi çıktı” dedi.
Robotu durdurup, bir kenara koydu.
Barsık, onun yanına yatıp, robotun yeniden hareketlenmesini beklemeye başladı. Ama boşuna.
Serkan, “En iyisi yerleri İrina’ya temizletelim,” dedi.
Ofiste vukuat eksik olmuyor. Biri biterken başka bir olay başımıza geliyor.
Serkan, yine vahim bir hata yapmıştı.
“Ya oğlum, bu fiyatlandırmayı nasıl yaptın? Ne diyeceğiz şimdi müşterilere? Kusura bakmayın bizim ofiste bir zeka özürlü var, yanlış hesap yapmış, falan mı?”
Ses çıkarmadan odadan çıktı.
“Adamın algoritması bozuk” diyor İgor.
Serkan ortalıklarda yok, arazi…
İrina ile Yuliya kapı aralığında kıkırdaşıyorlar. İntikam zamanı gelmişti.
“Evet, ne yazık ki arkadaşımızın algoritması bozuk. Yerine bir robot oturtabilsek…”
“İyi de robotlara yazık, bizim işler de az karışık değil.”
Benim vicdanım elvermiyor, İgor’a “Çocuğa fazla yüklendik herhalde, ben gidip hem gönlünü alacağım, hem de hatalarını anlatacağım” diyorum.
İgor da beyhude bir iş yaptığımı düşünerek bana kızıyor.
“Sen de mi aptalsın, yoksa?” diye çıkışıyor.
Ofiste gerginlik diz boyu.
İgor, fazla ileri gittiğinin farkına varıyor. Ortalığı yumuşatmak için bir hikaye anlatıyor.
“Bak sana bir anektod anlatayım:
Bir aptal yolda yürürken karşıdan gelen 7 bilge adama rastlamış.
Aptal önlerine geçip onlara sormuş:
Sizler hepiniz çok akıllı adamlarsınız, öyle değil mi? Öyleyse söyleyin bana, hayatın anlamı nedir?
Bilge adamlardan biri durup açıklamaya başlamış.
Arkalarında 2 aptalı bırakan 6 bilge adam yoluna devam etmiş.”
İgor’a “Hayatın anlamı nedir?” diye soracağım, ama bir türlü cesaret edemiyorum.
Yuliya, konuyu deşip, bizi yine kışkırtmaya niyetli:
“Yerine bir robot alsak bizim Serkan ne yapar?”
İçeri giren Serkan konuşmanın yarısını duymuş, biraz bozulmuş bir halde, “Biliyor musunuz, Tesla fabrikasında bir robot mühendise saldırmış” diyor. “İşin daha ileriye gitmesi ancak sistemin ‘acil’ düğmesiyle kapatılmasıyla durdurulabilmiş.”
Aslında gayretli bir çocuk Serkan, ama mesleğini tam olarak öğrenebilmesi için önünde hala tırmanması gereken kocaman bir Everest Dağı var.
Şimdilerde bilen bilmeyen herkes yeni teknolojilerden, robotlardan, yapay zekâdan bahsediyor ya, gelecek teorileri havada uçuşuyor.
Ben de kendimi alamadan, bilir bilmez konuşuyor, yazıyorum. Yanlış şeyler ise kusuruma........
