İran’da korku var “itaat” yok…
İran’da bugünlerde yaşananlar sadece ekonomik bir daralma değil; çok daha derinde var olan bir toplumsal yorgunluktur, sokaklarda görülen her protesto aslında yıllardır biriktirilen bir itirazın dışa vurumu gibidir.
Sokaklarda başörtüsüz kadınların ülkenin en tepesindeki dini otoritenin sembolünü sigarasını yakacak bir ateş olarak kullanması da kadınların otoriteye sessiz bir öfkesinin görsel özetidir sanki. (Fotoğrafların çoğu İran dışında çekilmiş olsa da…)
İran’da olan biteni sadece “rejime karşı öfke” diye okumak eksik kalır. Burada aynı zamanda onur, yaşam tarzı ve geleceğe dair söz söyleme hakkı gibi talepler de var.
Ve bu talepler bastırılsa bile, bir kez görünür olduktan sonra kolay kolay ortadan kaybolmuyor.
İran’da bugünlerde yaşananlar sadece ekonomik bir daralma değildir; daha derinde, uzun süredir biriken bir toplumsal yorgunluğun dışa vurumudur.
Sokaklarda gördüğümüz her protesto, aslında yıllardır bastırılan itirazların görünür hâle gelmiş olmasıdır.
Uzun yıllar Orta Doğu’nun birçok ülkesinde kadınlar ikinci sınıf vatandaş olarak görüldü.
20. yüzyılda Mustafa Kemal Atatürk ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi, “başka bir yol mümkün” diyerek Türkiye’de ve İran’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının yanı sıra kamusal görünürlük de kazandırmaya çalıştı.
Ancak İran’da yaşanan 1979 İslam Devrimi kadınlar için tam bir kırılma anı oldu.
Devrim öncesinde sokağa çıkan, üniversiteye giden, çalışan kadınlar; devrim sonrasında bedenleri üzerinden tanımlanan bir rejimin içine hapsoldular.
Zorunlu örtünme, aile hukukundaki gerileme ve çalışma hayatındaki kısıtlamalar, kadınları sistemin en görünür muhalifleri hâline getirdi.
İlginç olan İran’daki her büyük toplumsal itiraz dalgasında kadınların hep ön safta yer almasıydı. Çünkü baskıyı en doğrudan onlar yaşıyordu.
Aslında 1979 İslam Devrimi’nin hemen ardından atılan o ilk adımlar, bugünkü öfkenin mayasını da attı demek abartı olmaz.
Humeyni’nin daha devrimin ilk aylarında önce kamuda çalışan ama sonrasında sokağa çıkan tüm kadınlara başörtüsü zorunluluğu getirmesi ve Aile Koruma Yasası’nı askıya alması, kadınlardaki bu hayal kırıklığının ilk işaretleriydi.
1980–1988 İran-Irak Savaşı kadınların itirazlarını uzun süreli bir sessizliğe gömdü. “Ulusal beka” “Vatan........© Medya Günlüğü
