İnsan görülmek ister
İnsan, varoluşunun farkına vardığı ilk andan itibaren kendisini tuhaf bir sahnenin ortasında bulur.
Ne bu sahnenin nasıl kurulduğunu bilir ne de oyunun ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini. Sanki uzun bir bilinçsizlik uykusundan uyanmış da kendisini sonsuz gibi görünen bir dünyanın içinde, sayısız insanın arasında bulmuştur. Herkes bir şeylerin peşinde koşmakta, herkes bir şeylerden kaçmakta, fakat kimse tam olarak neyi aradığını ya da neden kaçtığını kesin olarak bilmemektedir.
Kendi doğallığını gösterdiğinde bile başkalarının kurallarına uymayan bir canlıdır sanki. İnsan, doğanın kendi içinde kabul ettiği çeşitliliği kendi elleriyle sınırlamaya çalışır; farklı olmayı, kendi renkleriyle var olmayı bir suç gibi görür. Bütün bu yargılar, tarih boyunca içten içe bir haksızlık hissi bırakır; insan kendisine değil, başkasına göre ölçülür.
İnsanlık tarihinin büyük kısmı bu sahnede hayatta kalma mücadelesiyle geçti. İnsan önce doğanın sertliğiyle karşı karşıyaydı. Açlık vardı, soğuk vardı, hastalıklar vardı. İnsan ateşi keşfetti, barınaklar kurdu, avlanmayı öğrendi. Zamanla bilim ve teknoloji gelişti, şehirler yükseldi, gökyüzünde metal kuşlar uçmaya başladı. İnsanlık tarihinin uzun yolculuğu, doğanın birçok zorunluluğunu hafifletmiş gibi görünüyor.
Bugün gökyüzünde metal kuşlar uçuyor, şehirler geceleri gündüz kadar aydınlık, dünyanın bir ucundaki insan diğer ucundaki biriyle birkaç saniye içinde konuşabiliyor. İnsanlık tarihinin uzun yolculuğu, doğanın birçok zorunluluğunu hafifletmiş gibi görünüyor. Fakat modern çağ bu sahneye bambaşka bir unsur ekledi: İnsan artık yalnızca yaşamıyor, aynı zamanda kendisini sürekli gösteriyor.
Küçük ekranlar aracılığıyla milyonlarca insan birbirinin hayatını izliyor. Bir kahve, bir manzara, bir tatil, bir anlık hareket… Bütün bunlar küçük görüntüler halinde dünyanın dört bir yanına gönderiliyor. Hayat artık yalnızca yaşanan bir şey değil; aynı zamanda gösterilen bir şey haline gelmiş durumda.
Belki de bu çağın en tuhaf yönü burada ortaya çıkar. İnsanlık tarihinin büyük kısmında insanlar görünmemek için yaşadı. Avcılar sessiz hareket etmek zorundaydı. Kabileler kendilerini korumak için saklanırdı. Hayatta kalmak çoğu zaman görünmemeyi gerektiriyordu. Bugün ise insan görünmek için çabalıyor.
Eğer bundan birkaç bin yıl önce yaşamış bir insan bugün aramıza gelseydi, muhtemelen ilk başta gördüğü şeylere hayret ederdi. Gökyüzünde uçan metal kuşlara, ışıkla dolu şehirlere ve avlanmadan bulunabilen yiyeceklere bakar ve bunların bir tür büyü olduğunu düşünürdü. Fakat asıl şaşkınlığı muhtemelen küçük bir ekranın içinde gördüğü manzaralar yaratırdı.
Çünkü o insan hayatı boyunca hayatta kalmak için uğraşmıştı. Ateşi korumak, yiyecek bulmak, soğuktan korunmak… Bunlar onun günlük meseleleriydi. Bir gün birisi ona küçük bir ekran gösterse ve içinde insanların garip yüz ifadeleri yaparak dans ettiğini, sebepsiz yere bağırdığını ya da görünmez bir kalabalığın dikkatini çekmeye çalıştığını gösterseydi, muhtemelen uzun süre sessiz kalırdı.
Sonra belki de şu soruyu sorardı: “Bu bir ritüel mi?” Birisi ona bunun eğlence olduğunu, insanların bunu milyonlarca kişinin izlemesi için yaptığını anlatsaydı muhtemelen daha da şaşırırdı. Çünkü onun dünyasında insanlar bir şey yaptıklarında bunun genellikle bir amacı olurdu: Avlanmak, korunmak, hayatta kalmak. Oysa modern dünyada insanlar görünüşe göre yalnızca görünmek için bir şeyler yapmaktadır.
Belki de o eski insan bir süre ekranı izledikten sonra başını sallayıp şöyle derdi:
“Demek ki sonunda ateşi, barınağı ve yiyeceği çözdünüz… Şimdi de sıkıntıyla ne yapacağınızı çözmeye çalışıyorsunuz.”
Bu söz aslında modern insanın durumunu şaşırtıcı bir biçimde özetler. İnsanlık doğanın büyük sorunlarının çoğunu hafifletti. Açlık, soğuk ve mesafe eskisi kadar belirleyici değil. Fakat insanın iç dünyasında var olan bazı ihtiyaçlar değişmedi. İnsan hâlâ görülmek ister. Hâlâ fark edilmek ister. Hâlâ varlığının başkaları tarafından onaylanmasını ister.
Belki de bu yüzden modern çağın en tuhaf sahneleri ortaya çıkmıştır. İnsanlar artık yalnızca yaşamak için değil, aynı zamanda izlenmek için de yaşarlar. Küçük ekranların içinde herkes biraz daha komik, biraz daha tuhaf ve biraz daha dikkat çekici olmaya çalışır.
Bu durum bazen ironik bir görüntü oluşturur. Çünkü insanlık tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar güçlü araçlara sahiptir. Fakat bu araçların büyük bir kısmı, insanın kendisini başkalarına göstermesini kolaylaştırmak için kullanılır. Sanki insanlık uzun bir yolculuğun sonunda çok büyük bir sahne kurmuş gibidir. Ve herkes bu sahnede biraz daha görünür olmak için çabalamaktadır.
Eğer o eski insan bütün bunları biraz daha izlemeye devam etseydi, belki de sonunda şu sonuca varırdı:
“İnsan gerçekten çok ilerlemiş… Ama kendisini hâlâ tam olarak çözememiş. İnsan, zamanın ve dünyanın bütün sırlarını çözse de, hâlâ kendi varoluşunun sırrını çözmekte zorlanıyor; belki de hayat, görünenlerin değil, keşfedilmeyi bekleyenlerin hikâyesidir.”
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
