menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çağımızın en sessiz duygusu

20 0
16.06.2026

İnsan artık dünyada “bulunmuyor”; dünyaya bırakılıyor. Ne tam anlamıyla yaşayan bir özne ne de yalnızca pasif bir nesne…

Daha çok, kendi varlığının kıyısında bekleyen bir tanık gibi. Ekranların ışığı, hızın sürekliliği, bitmeyen bildirimler ve kesintisiz akış içinde insan, kendine ait bir merkezden yavaşça uzaklaşıyor.

Çağımızda hiçbir şey yerinde durmuyor. Her şey akıyor, yenileniyor, değişiyor; fakat bu değişimin içinde derin bir sabitlik yok, yalnızca sürekli bir hareket var. Değerlerin çöküşü, artık sessiz bir arka plan değil, gündelik hayatın kendisi haline gelmiş durumda. Eskiden anlamı kuran dayanaklar hakikat, Tanrı, din, amaç, ilerleme yerini sürekli üretilen ve hızla tüketilen görüntülere bırakmış durumda. Artık hiçbir şey “temel” değil; her şey geçici bir akış.

Bu akışın içinde insan anonim varoluş biçiminin içine daha görünmez bir şekilde çekiliyor. Kim olduğu sorusu, “herkes gibi” olma hâlinde çözülüyor. Düşünmek bile kişisel bir edim olmaktan çıkıp, dolaşıma sokulmuş kalıpların yeniden üretimine dönüşüyor. İnsan, kendi varlığını kurmak yerine, kendisine sunulan varlık ihtimallerini tüketiyor.

Değerler yeniden kurulmaz; sürekli güncellenir. Ama bu güncellenme bir yaratım değil, bir tüketim hızıdır. Her yeni anlam doğar doğmaz eskir; her yeni yön belirir belirmez yönsüzleşir. Anlam, artık bir kök değil; bir bildirim gibidir.

İnsan yalnızca varlığı unutmaz; unutmanın kendisini de unutmaya başlar. Sorular kaybolur çünkü soruyu mümkün kılan sessizlik tamamen dolmuştur. Gürültü, düşünmenin yerini almıştır. Düşünmek artık bir durma biçimi değil, bir tepki hızıdır.

Bu gürültü içinde insan, sürekli bir “kendini gerçekleştirme” çağrısı duyar. Fakat bu çağrı, varlığı açan bir çağrı değildir; bir modele uyma zorunluluğudur. İnsan kendi olma ihtimalini değil, uygun olma baskısını taşır. Böylece varoluş, bir açıklık........

© Medya Günlüğü