menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Paralel evrenler”de seyahat

44 0
22.03.2026

Geçenlerde yeni bir dizi izlemeye başladım, “Yüksek Şatodaki Adam-Man in the High Castle”.

Dizide ana hikâyenin ilerlediği ortam 2. Dünya Savaşı’nı Nazilerin ve Japonların kazandığı, Amerika’nın bu iki güç tarafından paylaşıldığı bir dünya. Aynı anda paralel bir dünyada bizim bildiğimiz tarih de ilerliyor. Yani tarihin farklı şekilde aktığı paralel dünyalar var, Dizide bu “Multiverse” diye tanımlanıyor.

Meslek gereği çok farklı kıtalara ve ülkelere seyahat etme fırsatı buluyorum ve bu geziler sırasında biraz da bu dizideki gibi sanki paralel evrenler arasında geziyormuşum hissine sahip oluyorum.

Dünyanın farklı kıtalarına seyahat ederken oralardaki medeniyeti tarihi ve toplumu değerlendirmek için yanımızda bir ölçü götürüyoruz. Bu ölçü genelde Mezopotamya ve Avrupa merkezli tarih akışı temelli oluyor. Yani Paleolitik çağlar, taş devirleri, Neolitik Çağ, kompleks toplumlar oluşur, yazı ortaya çıkar, şehir devletleri kurulur, demir işlenir, alfabeye gelişir, çömlekçi çarkı kullanılır. Bu gelişmeler de ipe dizilir gibi sıralanarak bir  “tarih akışı “ anlatısını kurar.

Sonra insan kendini And Dağları’nda eski bir İnka İmparatorluğu yolunda yürürken bulur ya da Pasifik’te bir adada, örneğin Polinezya Adaları kültürlerinin dünyasında. İşte o anda bu ipe dizilen akış biraz sarsılmaya başlar. Çünkü bu toplumların tarihsel yolu aynı basamaklardan geçmemiştir. Bulunduğunuz coğrafyanın dününe ve bugününe biraz daha derin bakmaya çalıştığınızda şunu fark edersiniz: Bazı şeylerin yokluğu, mutlaka geri kalmışlık anlamına gelmez, aksine çok farklı çözüm yollarına sahip olduklarına işaret eder.

Örneğin İnkalar dünyanın en geniş kara imparatorluklarından biriydi. Merkezi Cusco olan bu devlet 15. yüzyılda And Dağları boyunca yaklaşık 4.000 kilometrelik bir coğrafyayı........

© Medya Günlüğü