“Guggenheim Etkisi”

Uzun zamandır Antalya Arkeoloji Müzesi ile ilgili tartışmalar sürüyordu ki devlet kararından dönmeyerek mevcut binayı yıktı.

Yıkım konusuna karşı çıkanlar kamuoyu yaratmaya ve protesto etmeye çalışsa da Turizm Bakanlığının depreme dayanıklı olmadığı gerekçesi ile aldığı karar uygulanmaya başlandı. Çeşitli sivil toplum kuruluşları ve Antalya halkı şehrin hem en güzel hem de en değerli yerinde yer alan müzenin arazisinin ranta açılacağı endişesi taşıyor. Daha önce diğer şehirlerimizdeki benzer tecrübelerimizden dolayı bu uygulama konusunda endişe etmekte de haksız değiller. Ancak kör bir insanın fili tarifi gibi herkes kendi tuttuğu taraftan sorunu tarif etmeye çalışıyor gibi geliyor bana. Ben biraz Antalya Arkeoloji Müzesi özelinden girerek konuyu müzecilik, şehir planlaması ve turizm bağlamında değerlendirmek istiyorum.

1919 yılında, 1. Dünya Savaşı’nın ardından Antalya, diğer birçok Anadolu şehri gibi işgali altındaydı. Bu dönemde, İtalyan işgal kuvvetlerine bağlı arkeologlar Yunan ve Roma antik mirasını keşfetmeye başladılar ve Perge, Aspendos, Side, Termesos gibi antik kentlerden çıkan eserleri toplamaya giriştiler.

O sıralarda Antalya’da öğretmenlik yapan tarih ve arkeoloji meraklısı Süleyman Fikri Erten, antik eserlerin yağmalanmasına karşı kararlı bir direniş sergiledi. Eserlerin bu topraklarda kalması gerektiğine inanıyordu. Eserleri topladı ve koruma altına almak için bir müze kurma fikrini hayata geçirdi. Böylece Antalya Asar-ı Atika Müzesi, yani Eski Eserler Müzesi doğdu.

Süleyman Fikri Erten, İtalyanlar Antalya’yı terk ederken sakladıkları eserleri de bildiği için tonları topladı ve derledi. Müzenin sadece kurucusu değil, aynı zamanda ilk müdürü olarak da tarihe geçti. Onun çabaları sayesinde Antalya’nın binlerce yıllık mirası işgal döneminin karanlığından korunarak geleceğe taşındı.

Antalya Arkeoloji Müzesi’nin binasına gelecek olursak, ana proje 1964’teki ulusal bir mimari yarışmayla belirlendi. Jüri, Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler’in projelerini birinci seçti. Yapım süreci 1967-1971 yılları arasında tamamlandı ve bina 1972’de faaliyete geçti. 1982’de bazı restorasyonlar yapıldı ve 1985’te modern müzecilik standartlarına göre yeniden düzenlendi. 2003’te Metin Hepgüler tarafından müzeye ek yapı tasarımı yapıldı. Bu bina, Cumhuriyet dönemi mimarisini yansıtarak Antalya’nın kent hafızasında önemli bir yer tutuyordu. Bu nedenle, binanın yıkılmasının doğru bir düşünce olmadığını düşünüyorum.

Antalya Arkeoloji Müzesi, son kazılar ve buluntularla birlikte yetersiz kalmaya başlamıştı ve depoları doluydu. Ancak, müze korunarak başka bir yerde yeni bir müze açılabilir veya mevcut müze........

© Medya Günlüğü