Lenin’e benzemek… |
Amerika’ya taşındığımdan beri takıntı halinde birilerini tanıdığım birilerine benzetiyorum.
Önceleri hasrettendir deyip geçtim ama üzerinde düşününce alakası bile olmadığını fark ettim. Çünkü çok eskiden beri birilerini birilerine benzettiğimi ve bunun nedenlerine kafa yorduğumu hatırladım. Örneğin Demirel’i İspanya’daki bir muhalif milletvekiline çok benzetirdim. Adını bile bilmediğim bu politikacı sanki bizimkinin kopyasıydı. Her gördüğümde yeniden şaşırarak “Aaa Demirel’in gençliği İspanya’da yaşıyor” derdim…
Amerika ise gerçek anlamıyla insan koleksiyonu. Her kıtadan, her memleketten, her ırktan insan yaşıyor burada. Ben de çok gezen biri olduğumdan pek çok insanla karşılaşıyorum. Bu kadar çok çeşit görünce benzetme ihtimali de artıyor tabii. Bir gün birini bir arkadaşıma başka gün bir başkasını bir akrabama tıpa tıp benzetiyorum. Sokakta gördüğüm birini bizim ünlü sanatçılardan birine, mağazada gördüğüm bir başkasını bir politikacımıza benzettikçe “İnsanlar çift yaratılmıştır” özdeyişimizi hatırlıyorum.
Bazen biyolojik düşünüp “Yahu sen DNA denilen şeyi biliyorsun. Bizim dış görünüşümüz de altı üstü bir DNA çeşitlemesi. Elbette 8 milyar tekrarın içinde benzeşikler de olacak” diye kendi sorgulamamı bastırıyorum. Ancak bu yargıma da çok itirazım var. Çünkü neresinden bakarsan bak, soy çekimi diye bir şey var. İnsan ilk kuşakta değilse de birkaç kuşak sonra soyunun izlerini dışa vuruyor. Mesela, ülkemizin mozaiğinde usturupluca karışmışsa da batıdan gelen Boşnak biri ile doğudan gelen Özbek biri eninde sonunda kendi fizyonomisini dışa vuruyor. Soyun ne kadar karışırsa karışsın, sende olmasa da çocuğunda, olmadı torununda tipik görüntü geri geliyor. Bilimsel dille söylersem herkesin fenotipi aslında genotipinin dışa vurumu.
Rusların Bilal Erdoğan’ı Lenin’e benzettiklerini Medya Günlüğü’nde okuyunca yıllardır kafama takılan bu konu yeniden güncellendi. Fotoğraflara o gözle bakınca ben de benzettim doğrusu. Bu amaçla bakarken de sakallarının kızıllığını fark ettim. Şimdiye kadar Bilal Erdoğan’ın kızıl olduğunu fark etmeyişime de epeyce şaştım. (Sakın Lenin benzetmesi yüzünden kızıl lafıyla başka bir şey kastettiğimi sanmayın. Olacak iş değil çünkü) Sonra daha dikkatli bakınca onun da kelleşmeye başlayan pek çok erkek gibi sakal bıraktığını ve sadece sakallarının kızıl olduğunu fark ettim. Ben Türkiye’deyken yani saçları varken gördüğümden bu yana görüntüsünün bayağı farklılaştığını yani kızıllığını fark etmeyişimde dikkatsizliğimin suçu olmadığını anladım. Bunu anlayınca, saçı kızıl olmadığı halde sakalı kızıl olanlar konusunu........