İran’a sığınan Polonyalılar |
Polonya nere, İran nere? Meğerse alakasız bu iki ülkeyi tarih daha doğrusu savaş birleştirivermiş.
Dünya kazanı hep kaynar ama arada fena halde fokurdar ya, gene öyle yer yerinden oynamışken Polonyalı bir köylü kadın bisikletinin arkasına bindirdiği minik kızıyla birlikte zorlukla eriştiği Varşova’daki bir kilise bahçesinde yatanların üstünü açıp açıp bakmış ve yerlere serili ölülerin içinde kocasını bulamayınca öyleyse yaşıyor olabilir diye sevinmiş…
2. Dünya Savaşı sürmekteymiş. Kocası Polonya işgal edildiğinde direniş ordusuna katılmış, savaşırken ölmemişse de esir düşmüş. Yaşadıklarını da minik bir deftere kaydetmiş. “Almanlar askerleri, Ruslar ise subayları esir olarak aldı” diye. Kendisi eğitimli bir mühendis olduğundan Rus esir kamplarına gönderilmiş. Genç karısının bundan haberi olmamış ama yaşadığına yönelik inancını da köreltmemiş. Onun hikayesinin sonrası diğer vatandaşları ile neredeyse bire bir aynı.
Shahzadeh N. Igual’ın yazdığı “Adı Mercan” kitabından öğrendiklerim inanılır gibi değil. Zaten tarih bilgim iyi değildir ama İkinci Dünya Savaşı’nın sadece Müttefik devletler ile Mihver devletleri arasında geçtiğini sanmam ne büyük eksiklikmiş. Rusların yapıp ettiklerini bilmeden gerçek tarihi bilmek mümkün değilmiş. Polonya’yı sadece Hitler’in işgal ettiğini sanmam da aynı kapsamda elbette. Meğerse Ruslar da oradaymış.
Aynı tarihlerde Polonyalı bir başka kadının, Emilia Stelmach’ın da küçük bir kızı varmış. Onun da kocası askermiş. İşgal altındaki Polonya’nın Rus sınır bölgesinde tek başına yaşama tutunmaya çalışken, 1940 yılının zemheri soğuğunda Kızıl ordunun askerleri Polonyalıları evlerinden çıkarıp trenlere doldurarak Rusya’ya göndermeye başlamış.
Önce Moskova’ya gönderiliyorsunuz dense de sonra Stalin karar değiştirip hepsini Sibirya toplama kamplarına göndermiş. Bu kamplarda sadece ülkelerinin işgaline direnen askerler yokmuş, bilim adamından sanatçısına, kadınından çocuğuna pek çok Polonyalı varmış. Pek çok demem de lafın gelişi, Sibirya kamplarında 1.5 milyon Polonyalı varmış, Emilia ve 8 yaşındaki kızı Helen de dahil.
Emilia çok becerikli ve çalışkan bir kadınmış, epeyce de açıkgöz. Bu özellikleriyle neredeyse aç biilaç bırakıldıkları buz kampında bile kızını ve kendini besleyebilmiş ve ölenlerden değil kurtulanlardan olmuş. Oysa bulaşıcı hastalıktan ve açlıktan ölenler sağ kalanlardan çokmuş o kamplarda.
Bir buçuk milyon esir, hadi abartı olsun da bir milyon olsun, üç beş gün değil yıllar boyunca nasıl beslenir ki zaten. Üstelik sırf Polonyalılar da değil, Beyaz Ruslar dahil başka halklardan da sayısız esir varken kamplarda. Rusya sürekli savaş halindeyken ve kendi askerlerini besleme sorumluluğunu bile tam yerine getiremeyecek kadar düşkün durumdayken…
Bizim girmemeyi becerdiğimiz 2. Dünya........