Gözümüzün nuru çocuklarımız |
Yıllar önce bir arkadaşım ve kardeşi köydeki evlerinde sohbeti koyultmuşken laf yeni aldıkları ineğe gelmiş.
“Ne kadar da güzel bir hayvan bu” demiş arkadaşım, “Kaşı gözü de pek yerinde.” Bebiş yeğeni kafasını oyundan kaldırmadan ve onlara doğru bakmadan mırıldanmış: Kaşgok. Anlamamış, ne dedin diye sormuşlar “Kaşgok” demiş yeniden. Sonunda anlamışlar ki “ineğin kaşı yok” diyormuş minicik velet.
Arkadaşım bunu yeğeninin ne kadar zeki olduğunu belirtmek için anlatmıştı ama bana başka bir şey düşündürdü. Aslında hepimizin buna benzer hikâyeleri vardır; sizi dinlemediğini, kendi halinde oyununa dalmış olduğunu sandığınız bebelerin sizi can kulağı ile dinliyor olduğunu fark ettiğiniz hikâyeler. Anlamaz sanıp yanında rahatça konuştuğunuz şeyleri çocukların bal gibi de anladıklarını şaşırarak öğrendiğiniz anılar…
Bir gün Lepra Hastanesi’nin bahçesindeki kocaman bir ağaçta bir çocuk buldular. Lepralı bir anne babanın yeni yetişmekte olan oğlu kendini asmıştı. Yakışıklı, uslu, sessiz sakin bir çocuktu. Arkadaşları ve çevresi tarafından çok sevilen can bir çocuktu. Onu canından bezdiren şeyin ne olduğunu bilen biri varsa da ben bilemiyorum. Hatırladıkça hâlâ çok üzülüyorum ki anne babasının üzüntüsünü tahmin bile edemiyorum. Henüz onlu yaşlarının başındaydı, üstünden onca yıl geçti, onun yaşı hep orada kalakaldı…
Bir dostumun oğlu da aynı yaşlarda evinde kendini astı. Annesi de babası da üst düzey akademisyendi ve çocuklarının bir sorunu olduğunun farkında değillerdi. Bir akşam onlar salonda otururken, evlatları kendi odasında kendi eliyle hayatına son verdi. Bir doktor arkadaşımın…
Yoksulu zengini, eğitimlisi eğitimsizi fark etmez, bu acıyı tatmış pek çok aile biliyorum. Bir ana babanın asla başına gelmemesi gereken bu durum ne yazık ki oluyor, hem o kadar seyrek de değil.
Çocukların pek bir şeyden anlamadığı, o nedenle de dert çekmediğini düşünenler çok yanılıyor. Birçok şeyi bizim gibi anlamadıkları doğru, tam da o nedenle algıladıklarını yanlış yorumlamaları daha fazla, o yüzden pireyi deve yapıyor olmaları da mümkün. Ancak dertsiz oldukları kesinlikle doğru değil, erişkinlerden bile daha çok dert çekiyor çocuklar.
Ayrıntıları daha yeni yeni anlaşılıyorsa da çocuk ve yeni yetmeliğin kaygıları ve mutsuzluğu, üzerinde çok kafa yorulması gereken başlı başına bir konu, çünkü nedenleri de farklı, tepki verme biçimleri de. Bu konu çok az konuşuluyor, çok az inceleniyor, çok az biliniyor. Oysa çok büyük olan bu dert hem ebeveynlerin hem de hepimizin konusu. “Çocuklar yarınlarımızdır” laf ebeliğinin ötesine geçip bu konuda uyanıklığımızı geliştirmemiz gerekiyor, çünkü çocuklar dertlerini de dertlenmelerini de ustalıkla gizliyor, lafa dökmüyorlar. O nedenle küçük insanların sıkıntılarının işaret dilini bizim çözmemiz gerekiyor…
Çocukların en çok etkilendikleri konu güvenlik. Kendilerini güvende hissetmediklerinde strese de giriyorlar depresyona da. Yeni yetmeliğin en büyük derdi de aşağılanmak (bullying). Bazen büyüklerce ama çoğu zaman akranlarınca aşağılanmak onları en çok tüketen şey. Çocuk ve gençlerin ölüme gitmesinin en büyük nedeni ise taciz hatta tecavüz, hem de en güvendikleri yerde (evde), hem de en güvendikleri kişi (yakın akraba) tarafından cinsel saldırıya uğramaları…
Çokça unutsak ya da adını koymakta zorlansak da güvenlik en önemli sorunumuz. Güvenlik, güvenlik, güvenlik…
Çocuklarımız da dertli bizim gibi. Çoğumuz dertlerin altında eziliyoruz, baş etmeyi bilmediğimiz için. Hayat böyle bir şey nihayetinde;........