Suriye’de zafer sarhoşluğu ve gerçekler: 24 saatte ne değişti? |
Dış politikada bazen yıllar süren durgunluklar yaşanır, bazen de son 24 saatte şahit olduğumuz gibi, tarih baş döndürücü bir hızla akar.
Suriye sahasında, daha birkaç saat öncesine kadar çatışmaların yayıldığı, seferberliklerin ilan edildiği bir tablodan; aniden ilan edilen bir ateşkese, entegrasyon anlaşmalarına ve tebrik mesajlarına savrulduk.
Peki, toz duman arasında ne görüyoruz? Ankara’da bir “zafer” havası, Şam ve Kamışlı hattında ise Washington’ın gölgesinde imzalanan metinler… Gelin, bu hızlı akışın satır aralarını, hamasetten uzak, serinkanlı bir şekilde okuyalım
Kağıttan kaplanlar ve iç politika malzemesi
Öncelikle sormamız gereken can alıcı bir soru var: Yıllardır “sınırımızda bir garnizon devleti kuruluyor”, “beka tehdidi”, “düzenli ordu gibi savaşıyorlar” diyerek iç politikamızı dizayn ettiğimiz, seçim meydanlarını ısıttığımız o devasa PKK/YPG tehdidi bu muydu?
Henüz düzenli bir ordusu bile olmayan, “Şara hükümeti” diye adlandırılan yeni yapının önünde bu yapı bir haftada nasıl bozguna uğradı? Eğer bu kadar kolay dağılacak bir yapı idiyse, biz yıllardır bu tehdidi abartarak Türk halkına bir korku imparatorluğu mu pazarladık? Seçim sonuçlarını mı etkiledik? Yoksa ABD, basit bir makas değişikliğiyle, yıllardır koruyup kolladığı müttefikini bir gecede sahadan mı çekti?
Bugün Ankara’da ve yandaş medyada yaşanan zafer sarhoşluğu, 10 Mart muhtırasının imzalandığı geceyle büyük benzerlikler taşıyor. Ancak ihtiyatlı olmakta fayda var. Zira sahadaki gerçeklik, manşetlerdeki kadar basit........