Suriye’de “fabrika ayarları” ve Kürt siyasetinin tarihî paradoksu
Suriye sahası, son günlerde sadece askeri bir hareketliliğe değil, aynı zamanda Ankara’nın söylem düzeyindeki keskin dönüşlerine de sahne oluyor.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “SDG ayak sürüyor” çıkışı ve Rojava’nın yeniden “terörize” edilen bir dille tanımlanması, Türkiye’nin kısa süreli bir “gevşemenin” ardından yeniden fabrika ayarlarına döndüğünü gösteriyor. Ancak bu dönüşü okurken ihtiyatlı olmakta fayda var; zira bugün “terörist” ilan edilenlerin yarın hangi konjonktürde “müzakere edilebilir” görüleceği, Ankara’nın iç siyaset dengeleriyle doğrudan ilintili.
Halep’te kırılan müzakere masası
Halep’te yaşanan son çatışmalar ve SDG’nin bölgeden çekilmesi, aslında perde arkasında yürütülen ama akamete uğrayan bir sürecin sonucu. SDG kaynaklarından sızan bilgiler, Şam yönetimiyle otonomi ve özerklik üzerine ciddi bir noktaya gelindiğini, ancak HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) içinden bir figürün -ki bu ismin Şeybani olduğu iddia ediliyor- toplantıya girerek süreci bozduğunu işaret ediyor. Burada asıl soru şu:
Bu müdahale sadece yerel bir aktörün işi mi, yoksa arkasında Ankara’nın veya Washington’ın sessiz onayı mı var?
Özellikle ABD’nin bölge temsilcisi Tom Barak’ın çatışmaların en şiddetli olduğu anlarda sessiz kalması ve ardından süreci Rubio gibi daha “İsrail merkezli” düşünen bir ekibe devredeceğini açıklaması, Suriye’deki Kürt oluşumları için yeni bir dönemin habercisi. Eğer bu bir “sınır düzeltme” operasyonuysa, Fırat’ın........
