ABD-İran-Pakistan üçgeninde savaşa “sağduyu” molası…

Dün geceden bu yana Washington, Tahran ve İslamabad hattından peş peşe gelen haberler, küresel piyasalara ve diplomasi masalarına derin bir nefes aldırdı.

Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif’in, ABD ile İran arasındaki ateşkesin derhal yürürlüğe gireceğini duyurması, 28 Şubat’tan bu yana tırmanan ve bölgeyi adeta bir ateş çemberine çeviren krizde şüphesiz en kritik virajı temsil ediyor. ABD ile müzakerelerin 10 Nisan Cuma günü Pakistan’ın başkenti İslamabad’da başlayacak olması, bölgesel dinamiklerin diplomasi masasında nasıl şekilleneceğine dair bize önemli ipuçları sunuyor.

Peki, çatışmanın askıya alındığı bu tabloda kim kazandı?

Her iki başkentin de hızla zafer ilan ettiği bu tarz durumlarda kazananı tayin etmek güç olsa da, şurası kesin: Kazanan her şeyden önce sağduyu oldu. Özellikle Beyaz Saray’ın, daha net bir ifadeyle Başkan Trump’ın, “İran medeniyetini tek bir günde yok edeceğine” dair o meşhur iddialarıyla ciddi şekilde sarsılan uluslararası sağduyu, şimdilik galip gelmiş görünüyor. Zira Finlandiya Helsinki Üniversitesi’nden Profesör Tuomas Malinen’in de Rus Ria Novosti’ye açıklamasında altını çizdiği gibi; masaya gelen ve İran’ın şartlarını barındıran bu ateşkesi kabul etmek, ABD Başkanı Trump için diplomatik anlamda kesin bir yenilgiyi ifade ediyor.

Anlaşmanın detaylarına ve arka planına baktığımızda aslında yeni bir “round” başlıyor gibi görünse de hemen her şeyin eskisi gibi kaldığınıu söylemek yanlış olmaz. Masada açıklanan 10 ve 15 maddelik temel şartlar, savaş öncesinde de tarafların gündemindeydi. Sadece savaş öncesi döneme kıyasla bir başka yeni konu (Hürmüz) da ateşkes şartları arasına dahil edildi. Burada asıl kritik nokta şudur: Bir tarafın hamle yapma zorunluluğu nedeniyle dezavantajlı duruma düştüğü o klasik diplomatik tıkanıklık, küresel aktörlerin devreye girmesiyle aşıldı. Tahran, Pakistan’ın neredeyse çaresizliğe dönüşen o yoğun diplomatik gayretlerinin ardından ve son anda Çin’in, İran’ı “esneklik göstermeye” çağıran müdahalesi üzerine bu ateşkese ikna oldu. Pekin’in Orta Doğu’daki yeni ağırlığını ve kriz çözücü rolünü bir kez daha teyit eden bu hamle, küresel güç dengelerindeki kaymanın da tescili niteliğinde.

Meseleye İran ekseninden bakıldığında da bazı gerçekleri teslim etmek gerekiyor. Tahran’ın, uzun bir süredir bölgedeki “Direniş Ekseni”ni destekleyecek o eski kapasitesi ve kabiliyeti zaten ciddi şekilde yıpranmıştı. Ateşkes süreci her ne kadar Trump için bir geri adım olsa da, İran içerisindeki dinamikleri, özellikle İran muhalefetini yakından izlemek lazım. Zira önümüzdeki dönemde dışarıdan veya içeriden farklı bir destek konsepti gündeme gelebilir. Trump’ın İran medeniyetini yok etme tehdidinden çark etmesi, Tahran’da kısa vadeli bir zafer sarhoşluğu yaratsa da, masanın şartları her iki taraf için de ağır bir taşıma maliyeti getirecektir.

Bu ateşkes denkleminin en büyük kaybedenlerinden veya durumu en zor yönetecek aktörlerinden biri ise hiç şüphesiz İsrail. Kulislerden ve diplomatik kaynaklardan sızan bilgilere göre, ABD ile İran arasında İslamabad’da formüle edilecek bir ateşkes anlaşmasının şartları İsrail için son derece zor, hatta kabullenilmesi güç bir zemin yaratacak. Washington’un Orta Doğu’daki önceliklerini yeniden dizayn ederken İsrail’in güvenlik kaygılarını ne kadar göz ardı edeceği veya edebileceği, önümüzdeki günlerde İslamabad masasındaki en çetin başlıklardan biri olacak.

Son olarak meselenin küresel ekonomi ve enerji güvenliği boyutunu atlamayalım.

Dün gece ABD ile İran arasında ateşkes ilan edilmesinin hemen ardından petrol fiyatlarının serbest düşüşe geçmesi piyasalar adına olumlu bir ilk tepkiydi. Çarşamba günü ABD’nin referans ham petrolü WTI yüzde 13,3 düşüşle varil başına 96 dolara gerilerken, Brent ham petrolü ise 95 doların altına indi. Piyasalar rahatlamış gibi görünse de unutmamak gerekir ki; her iki fiyat da çatışmaların patlak vermesinden önceki varil başına 65-70 dolarlık aralığın hâlâ çok üzerinde seyrediyor. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı Kirill Dmitriev’in de Telegram’da belirttiği üzere, Hürmüz Boğazı tamamen açık ve güvenli olsa bile, tedarik zincirindeki o devasa tahribat ve risk algısı yüzünden küresel enerji piyasalarının tam anlamıyla toparlanması aylar alacak.

Özetle, Washington-Tahran arasındaki bu zoraki mola, bölgesel barışın nihai tesisi değil, sadece yorulan boksörlerin kendi köşelerine çekilip nefeslenmesidir. Çin’in dengeleyici gücü, Pakistan’ın ev sahipliği ve Trump’ın pragmatik geri adımıyla kurulan bu masadan kalıcı bir çözüm çıkıp çıkmayacağını, Cuma günü İslamabad’dan gelecek haberlerle birlikte daha net okuyacağız. O zamana kadar, diplomasi koridorlarındaki “sağduyu” zaferinin tadını çıkarırken, bir yandan da masanın altında kimin kimi nasıl tekmelediğini izlemeye devam etmeliyiz.

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:


© Medya Günlüğü