“Öfkeli gençler”den Yalova’ya: Suriye’deki ateş evimize düştü
Yalova’da üç polisimizin yaralandığı ve altı IŞİD mensubunun öldürüldüğü operasyon, aslında bize yeni bir gerçek sunmadı; yıllardır görmek istemediğimiz tabloyu daha görünür kıldı.
Haberi ilk duyduğumda, polislerimizin durumu bile netleşmemişken aklıma, bir dönem iktidar çevrelerinde sürekli tekrarlanan o meşhur ifade geldi: “Öfkeli gençler.”
7 Haziran-1 Kasım 2015 arasındaki o karanlık süreçte, Suriye kaynaklı radikal unsurların Türkiye’deki varlığı ve hareketliliği, seçim hesabı uğruna ya küçümsendi ya da görmezden gelindi. Siyasi ikbal uğruna “öfkeli gençler” romantizmiyle meşrulaştırılan bu yapıların, bugün Yalova sokaklarında polisimize kurşun sıktığını görüyoruz.
O dönem Suriye’den gelen petrol tankerlerinin IŞİD kontrolündeki bölgelerden Türkiye’ye giriş yaptığına dair görüntüler, uluslararası ajanslarda ve yerli basında defalarca yayınlandı. Buna rağmen, bu tabloyu ciddiyetle sorgulamak yerine, meseleyi iç politikaya malzeme üreten söylemlerle geçiştirmeyi tercih ettik. Sonuçta o “öfkeli çocuklar” büyüdü, örgütlendi, silahlandı ve bugün Türkiye’nin çeşitli illerinde “uyuyan hücreler” halinde karşımıza çıkıyor. Orta Doğu’daki herhangi bir üçüncü ülke istihbaratının düğmeye basması hâlinde, bu hücrelerin nerede ve nasıl eylem yapacağını kestirmek artık son derece güç.
Yalova’daki operasyon, bu yönüyle, yıllardır “Suriye bataklığı” diye tarif edilen, terör ithalatı ve ihracatı sarmalının kaçınılmaz bir sonucudur.
“IŞİD’le mücadele eden tek NATO ülkesi” söylemi
Türkiye’de uzun süre, özellikle 2015 sonrasında iktidar yetkililerinin ve dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun sıkça tekrarladığı bir cümle vardı:
“IŞİD’e karşı göğüs göğüse mücadele eden tek NATO ülkesiyiz.”
İç politikaya dönük kullanımda oldukça etkili olan bu söylem, Türkiye’nin Suriye sahasındaki tüm askeri angajmanlarını “terörle mücadele” etiketiyle meşrulaştırdı. Aynı zamanda, “Arap Baharı” sonrasında radikal gruplarla temas ve geçişkenlik iddialarını da büyük ölçüde görünmez kıldı.
Oysa Suriye iç savaşının başından itibaren Ankara’nın temel varsayımı, Esad yönetiminin kısa sürede devrileceği ve Türkiye’nin yeni Suriye’nin inşasında başat aktör olacağı yönündeydi. Bu çerçevede sınır kapıları muhalif unsurların geçişine fiilen açık tutuldu, “Özgür Suriye Ordusu” şemsiyesi altındaki gruplarla çeşitli düzeylerde bağlar kuruldu, radikal unsurlar ile daha ılımlı muhalifler arasındaki çizgi bilerek muğlak bırakıldı.
IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve Rakka’yı fiili başkent ilan etmesiyle birlikte, uluslararası kamuoyu örgütün finansal........
