“Mavi Vatan”dan fiilî izolasyona
Mısır, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın katılımıyla 8 Eylül 2026 tarihinde yapılan zirve Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Türkiye’yi çevreleyen blokun perçinlendiğini gösteren kritik bir metindir.
Bildiride yer alan iş birliği, istikrar ve uluslararası hukuk vurgularının satır aralarını okuduğumuzda temel hedefin Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını daraltmak olduğunu görebiliriz. Ne var ki bu diplomatik kuşatmanın asıl mimarı maalesef Ankara’nın yıllara yayılan hatalı tercihleridir.
Deniz yetki alanları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) vurgusu doğrudan Ankara’nın tezlerini hedef almaktadır. Bildirideki deniz sınırlandırması mutabakatlarının uluslararası hukuka ve UNCLOS’a uygun olması gerektiği yönündeki ifade diplomatik bir dille yazılmış olsa da kime mesaj verdiği açıktır. Türkiye’nin taraf olmadığı bu sözleşme tek meşru zemin olarak sunulmakta ve adaların kıta sahanlığı hakkı olmadığı yönündeki tezimiz peşinen yok sayılmaktadır.
Aynı kapsamda Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında inzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası da üstü kapalı biçimde hukuk dışı ilan edilmektedir. Ankara iç kamuoyunda Mavi Vatan söylemini yüksek perdeden yansıtırken sahada bu tezi somut anlaşmalara dönüştürecek diplomatik altyapıyı kuramamıştır. Aslında, zaten bu imkansız bir denemeydi. Oysa Mısır ile masaya oturup gerçekçi sınırlar belirlemek için geçmişte pek çok fırsat vardı. Bu fırsatların tepilmesi Kahire’nin 2020 yılında Atina ile anlaşarak fiili durumu aleyhimize tescillemesiyle sonuçlanmıştır. Sadece Trablus’taki tartışmalı hükümete bel bağlamamız bugün karşı cephenin eline uluslararası hukuk argümanını altın tepside sunmuştur. Bir kez daha, Libya........
