Sana dün bir telefondan baktım aziz İstanbul
Kent içinde A noktasından B noktasına giderken telefonlarımıza danışmadan hareket etmiyoruz. Hatta öyle ki herhangi bir kentte gezerken elimizdeki akıllı telefonların bizi özgürleştirdiğini, şehri avucumuzun içi gibi keşfetmemizi sağladığını düşünüyoruz. Oysa, Galatasaray Üniversitesi’nde Prof. Dr. Serhat Güney’le birlikte bize eşlik eden kıymetli bir araştırmacı grubunun katkılarıyla yürüttüğümüz, İstanbul’daki uluslararası öğrencilerin kent içindeki hareketlilik kültürünü inceleyen iki yıllık kapsamlı araştırmamız, durumun hiç de sandığımız gibi olmadığını ortaya koyuyor. Yürüttüğümüz çalışma sanılanın aksine teknolojinin bizi görünmez “hareketlilik balonlarına” hapsettiğini söylüyor. Gelin detaylara bakalım!
Bu çalışma kapsamında sırasıyla İBB tarafından sağlanan 265 milyon toplu taşıma yolculuğundan oluşan devasa bir veri setini analiz ettik. 208 uluslararası öğrenciyle kapsamlı bir anket gerçekleştirdik, katılımcıların bir bölümünü oyunlaştırılmış bir dijital günlük çalışmasına dahil ettik; onlarla kent içinde gerçekleştirdiğimiz yürüyüşlerde derinlemesine görüşmeler gerçekleştirdik ve hatta kendilerinden zihinlerindeki İstanbul’u haritalamalarını istedik. Çalışmanın ilk hedefi davranış ve tutum merkezli bir bakışla İstanbul’daki uluslararası öğrencilerin kim olduğunu anlamaktı. Bu bağlamda ilk çıktımız üç farklı persona oldu. “Spontane Kâşif” personası algoritmalara direnen öğrencileri temsil ediyor. Yürümeyi seviyorlar, niş blogları takip ediyor ve “turistik” olandan kaçıyorlar. Markalardan beklentileri “popüler” olan değil, otantik ve keşfedilmemiş olana erişim. “Planlı Tarih Uzmanı” personası dijital dünyanın kurallarına en sadık grup olarak dikkat çekiyor. Google Maps yorumları ve yıldız sayıları onlar için çok önemli. Risk almayı sevmeyen ve garanti deneyim arayan kişiler olarak güven ve onaylanmış bir kalite bekliyorlar.
“Sosyal Bağlantıları Önemseyenler” ise şehri bir........
