Kutsalların kutsalı: Annelik!

Anneler Günü yaklaşırken, “annelik” kavramının neden bu kadar yoğun bir ideolojik yük taşıdığını yeniden düşünmek gerekiyor. Çünkü annelik hiçbir zaman yalnızca kişisel bir deneyim olmadı; tarih boyunca toplumların kendini yeniden üretme biçimlerinden biri hâline geldi. Devletin, dinin, ailenin ve sermayenin kesişim kümesinde duran politik bir kurum gibi işledi çoğu zaman. Bu yüzden annelik üzerine yürüyen tartışmalar, aslında yalnızca kadınlarla ilgili değildir; toplumun nasıl bir gelecek tahayyül ettiğine, hangi bedenleri ve hangi sevgileri meşru saydığına dair bir iktidar meselesidir.

Son dönemde bir reklamın kaldırılması etrafında oluşan öfke de tam olarak bunu görünür kıldı. Bir kadının bir hayvanla kurduğu sevgi ve bakım ilişkisinin “aşırılık”, “sapma” ya da “anneliğin yanlış temsili” gibi değerlendirilmesi tesadüf değildi. Çünkü modern toplum, sevgiyi bile hiyerarşik biçimde düzenlemek ister. Hangi bağın değerli, hangi ilişkinin doğal, hangi şefkat biçiminin makbul olduğuna karar veren görünmez bir norm mekanizması vardır. Michel Foucault’nun “biyopolitika” dediği şey tam da budur aslında: İktidarın yalnızca yaşam üzerinde değil, yaşamın nasıl yaşanacağı üzerinde de söz kurması.

Kadın bedeni bu biyopolitikanın en merkezi alanlarından biridir. Doğurganlık, aile, nüfus, soyun devamı gibi meseleler yalnızca kültürel değil; doğrudan siyasal meselelerdir. Bu yüzden annelik, tarih boyunca romantize edilirken aynı anda disipline edilmiştir de. Elisabeth Badinter’in söylediği gibi,........

© marksist.org