8 Mart: Patriyarkal kapitalizmle tarihsel hesaplaşma |
Kadın meselesi çoğu zaman kültürel bir eşitsizlik alanı ya da toplumsal hassasiyet başlığı olarak ele alınsa da, gerçekte tarihsel ve yapısal bir iktidar ilişkisinin ürünüdür. Patriyarkal tahakküm ile kapitalist sömürü mekanizmaları arasındaki süreklilik, kadın bedenini, emeğini ve kimliğini çok katmanlı bir denetim rejimi altına alır. Bu nedenle kadınlara yönelik şiddet münferit suçlar toplamı değil; siyasal, ekonomik ve ideolojik aygıtlarla yeniden üretilen sistematik bir yönetme biçimidir. Kadın mücadelesi de bu yüzden yalnızca hak temelli bir eşitlik arayışı değil, doğrudan doğruya iktidar yapılarına yöneltilmiş politik bir itirazdır. Bu yazı, 8 Mart’ı simgesel bir anma günü olarak değil; patriyarkal kapitalist düzenle hesaplaşmanın tarihsel bir momenti olarak ele almaktadır.
8 Mart bir “özel gün” değildir. 8 Mart, erkek egemen sistemin kadınlara karşı işlediği tarihsel suçların teşhir edildiği politik bir gündür. Bugün alışveriş merkezlerinde mor indirim etiketleriyle, şirket etkinliklerinde dağıtılan karanfillerle ve sosyal medyada dolaşan içi boş “kadınlar değerlidir” mesajlarıyla yumuşatılmaya çalışılan bu tarih, gerçekte kapitalizmin ve patriyarkanın ortak suç mahallidir. Çiçeklerle kapatılmaya çalışılan şey bir eşitsizlik değil, sistematik bir şiddet düzenidir.
1857’de New York’ta greve çıkan tekstil işçisi kadınların fabrikaya kilitlenerek diri diri yakılması, sermayenin kadın emeğine ve kadın hayatına nasıl baktığını açıkça göstermiştir. Kadınlar o gün yalnızca daha iyi çalışma koşulları talep etmiyordu; insan yerine konulmayı talep ediyordu. Karşılığında gördükleri şey ise devlet ve sermaye işbirliğiyle gerçekleşen toplu bir katliamdı. 8 Mart’ın kökü tam olarak burada yatar: Kadın emeğinin sömürüsüne ve kadın bedeninin değersizleştirilmesine karşı yükselen isyanda.
Clara Zetkin’in 1910 yılında yaptığı çağrı, bu nedenle bir anma günü önerisi değil, uluslararası bir mücadele hattı kurma girişimiydi. Çünkü kadınların kurtuluşunun bireysel başarı hikâyeleriyle değil, kolektif ve örgütlü bir direnişle mümkün olacağı açıktı. Ancak bugün egemen düzen, 8 Mart’ı politik içeriğinden arındırarak onu zararsız bir sembole dönüştürmeye çalışıyor. Direniş dekorlaştırılıyor, öfke törpüleniyor, mücadele ise ticarileştiriliyor. Oysa gerçek değişmiyor: Kadınlar öldürülüyor, yoksullaştırılıyor, güvencesizleştiriliyor ve susturuluyor. Üstelik bütün bunlar kader, gelenek, aile ve ahlak gibi kavramların arkasına saklanarak meşrulaştırılıyor.
Kadınların yaşadığı eşitsizlikler münferit olaylar değildir; bunlar sistemin sürekliliği için üretilmiş yapısal politikalardır. Patriyarka ile kapitalizm arasındaki........