menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçsel Safiyet ve İyiliğin Ölçüsü

2 0
latest

İçsel Safiyet ve İyiliğin Ölçüsü

Hakikatin okyanusu orada duruyor; engin ve cömert. Biz ise kıyısında, küçük bir kaşıkla su almaya çalışıyoruz. Aldığımız suyu “çok” sanıyor, susuzluğumuzun derinliğini bile çoğu zaman fark etmiyoruz. Oysa mesele okyanusun büyüklüğüdeğil; bizim kabımızın küçüklüğüdür.

İnsan, ancak taşıyabildiği kadar okyanustan beslenir. Bu yüzden daha çok almak için kaşığımızı büyütmemiz gerekir. Fakat asıl mesele, kaşığı biraz daha büyütmekten öteye geçebilmektir. Gerçek dönüşüm, kaşığı bir kaba dönüştürmekle başlar. Zira kap, yalnızca hacmi değil; niyeti, ahlaki duruşu ve samimiyeti de taşır.

Kabımız ne kadar genişse, okyanustan aldığımız su da o kadar çoğalır. Ama bu genişleme sayıyla değil; derinlikle ilgilidir. Ahlaki tutarlılık kabı sağlamlaştırır, samimiyet çatlakları onarır. Tutarsız bir kap suyu sızdırır; gösterişli ama içten olmayan bir kap, dolu görünür fakat doyurmaz.

Bu yüzden bilgelik, okyanusu suçlamakta değil; kabı büyütme cesaretinde saklıdır. Kendi darlığımızla yüzleşmeden enginliği anlayamayız. Anlam, dışarıdan alınan bir şey değil; içeride hazırlanmış bir alanın dolmasıdır.

Okyanus hep oradadır. Değişen yalnızca neyi, ne kadar ve nasıl aldığımızdır.

Çünkü genel manada insanı anlamaya götüren yol, zekâdan önce ahlâkla başlar. Yüreği temiz olmayan birinin aklı ne kadar keskin olursa olsun, bu keskinlik hakikate değil; çoğu zaman bencilliğe ve çıkara hizmet eder. Çünkü ahlaki tutarlılıktan yoksun bir zihin, düşünce üretir ama anlam inşa edemez. Akıl, yüreğin ahlaki genişliği kadar derinleşir; samimiyetle beslenmeyen düşünce ise kısa sürede kendi çelişkisine düşer.

Samimiyet, insanın kendisiyle kurduğu en çıplak ilişkidir. Kendi iç dünyasında dürüst olmayan biri, başkasını anlamaya da cesaret edemez. Böyle bir zihin, anlamaya yönelmek yerine konum almaya sığınır. Hayatı karşıtlıklar üzerinden kategorize eder; çünkü ayırmak, yüzleşmekten daha kolaydır. Bu noktada kurnazlık, ahlaki zayıflığın zekâyla maskelenmiş hâline dönüşür. Sinsilik ise tutarsızlığın sessiz savunma biçimi olur.

Oysa ahlaki tutarlılık, insanın sözleriyle duruşu arasındaki mesafeyi kapatır. Söylenenle yaşanan arasındaki uyum, düşünceye ağırlık ve güven kazandırır. Tutarlılık olmadığında akıl ikna eder; fakat inandıramaz. Samimiyet yoksa söz, etkileyici olabilir ama dönüştürücü olamaz.

Bu yüzden herkes gördüğünü veya okuduğunu anlayamaz. Anlamak, zihinsel bir yeterlilikten çok, ahlaki bir olgunluk hâlidir. Herkes kalibresi kadar, niyeti kadar, bilgisi kadar, kabı kadar anlar. Yüreğini arındırmaya niyet etmeyen, samimiyetle yüzleşmeyen ve sözünü yaşamıyla doğrulamayan insan için anlam, daima uzakta kalır. Çünkü idrak, onu gerçekten taşıyabilecek yüreklere yaklaşır.

Bundan dolayı “Mesihî bilinç”, tutarlı söylemi ve eylemi kutsar. Bu bilinçte bilmek tek başına yeterli değildir; bilgi, eyleme dönüştüğünde anlam kazanır.........

© Mardin Life