Okulda katliam Ve “PAPALAGİLERİN” çirkef halleri |
Okulda katliam Ve “PAPALAGİLERİN” çirkef halleri
Muhammed Zahir Yıldız
Okulda katliam ve “PAPALAGİLERİN” çirkef halleri
Bizler, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” nasihatinin ruhumuza işlediği o bereketli iklimde büyüdük. Hocalarımızı gördüğümüzde, eğer çarşı pazarda isek edebimizden önümüzü ilikler, saygıyla selam verirdik. Bir meclise girildiğinde, hocalarımız için derhal ayağa kalkılır, en başköşe onlara ayrılırdı. Şayet hocamız bize kızsa ya da bir fiske vursa, annemiz babamız asla hocaya cephe almaz; "Mutlaka bir bildiği vardır" diyerek o terbiyenin ve otoritenin arkasında dururdu. Ne acıdır ki; bizi biz yapan bu kadim değerlerimiz zamanla tek tek aşındı. Şimdilerde ise sınıflarda öğretmeniyle alay eden, dersi pervasızca sabote eden bir nesil türedi. Bu yozlaşmayı kabullenmeyen onurlu bir öğretmen ise, maalesef ya bir velinin şikâyetiyle ihtar alıyor ya da görev yeri değiştirilerek cezalandırılıyor. Aslında bu, öğrencilere ve geleceğimize yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Toplumsal vicdanımızı derinden yaralayan trajediler karşısında sergilediğimiz tavır, gerçek kimliğimizi gösteriyor. Bugün en büyük sınavımız; şiddetin ve caniliğin failine bakarak ideolojik mevzi kazanma telaşına düşmektir. Eğer bir çocuk, eline silah alıp okul basacak kadar ruhunu karartmışsa; burada asıl mesele failin ailesinin yaşam tarzı değil, topyekûn içine düştüğümüz ahlaki ve dijital cinnet halidir. Ülkemizde hâlâ zinde olan ve sermayeyi elinde tutan küçük bir azınlığın, meydana gelen bu katliamda bile akıldan uzak, tamamen ideolojik bir refleksle saldırganlaşması ibretliktir.
Acının mahallesini sorgulamak, kurbanların masumiyetine gölge düşürdüğü gibi asıl sorumluları da perdelemektedir. Gençlerimizi "özgürlük" maskesi altında dijital bir cehenneme mahkûm eden kontrolsüz platformlar, şiddeti normalleştiren oyunlar ve milli-manevi değerlerden kopuk bir eğitim anlayışı, bu felaketlerin asıl hazırlayıcısıdır. Bir yanda sınırsız yozlaşmaya kapı aralayanlar, diğer yanda trajedileri siyasi rant malzemesine dönüştürenler; ne yazık ki gençliğin elinden tutmaktan çok uzaktır.
Kanaatimce bu noktada Milli Eğitim Bakanlığının da büyük bir mesuliyeti vardır. Öğrenciler bir an önce sosyal medya bataklığından kurtarılmalı, ailelerle iş birliği yapılarak çocukların elinden o "akıllı" denilen ancak zihinleri uyuşturan telefonlar alınmalıdır. Kendi inandığımız değerlerle, özümüzle barışık yeni bir nesil yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Tam bir asırdır uygulanan bu özüne düşman, çarpık eğitim metotlarının bizi getirdiği uçurum ortadadır. Yeni göreve gelmiş bir bakana tüm faturayı kesmek insafsızlıktır; fakat mevcut mevzuatla alınacak tedbirlerin de sadece pansumandan öteye geçmeyeceği görülmelidir.
Gerçek duyarlılık; öğretmenin saygınlığını yeniden tesis etmek, aileyi eğitimin kalbine yerleştirmek ve evlatlarımızı dijital dünyanın kirli dehlizlerinden koruyacak manevi bir kalkan oluşturmaktan geçer. Sorumluluğu başkasına atıp pusuda bekleyenler, "Acaba hangi tarikata bağlı?" diye failin kökenini araştıranlar, gerçeklere gözünü kapamaktadır. Oysa karşımızdaki suç makinesi, devletin İslam’dan uzak resmi ideolojisiyle yetişmiş bir ailenin evladıdır. Kendi ideolojilerine toz kondurmayıp sadece bakanın şahsıyla uğraşanlar samimi değillerdir.
Bu elim olaylarda hayatını kaybeden yavrularımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine sabır, yaralılarımıza şifalar diliyorum. İnşallah bir daha böyle bir utancı ve acıyı yaşamayız.
Editör: Mehmet Nezir Güneş