Meleklerin Uğramadığı İftar Sofraları

Meleklerin Uğramadığı İftar Sofraları

Muhammed Zahir Yıldız

Rivayet olunur ki, gönül sultanlarından Şeyh Muhammed Sadaka (ks), talebeleriyle birlikte komşu köydeki bir iftar davetine icabet eder. Köy odasına adım attığında tüm ahali hürmetle ayağa kalkar, edeple onun oturmasını bekler. Ancak Şeyh Hazretleri bir an duraksar; kalabalığı derin bir sükûnetle süzer.

Bakışlarında bir arayış, gönlünde bir sızı vardır.

Sessizliği bozarak sorar:

“Nerededir bu köyün garibi, hastası, yoksulu?”

Kimseden ses çıkmaz. Şeyh, sözlerine bir ihtar gibi devam eder: “Bakıyorum ki ağalar burada, beyler burada, aşiret reisleri burada… Vallahi, içine yoksulun kokusu sinmemiş, mazlumun duası düşmemiş bu sofra, meleklerin uğramayacağı bir sofradır! Ben bu sofrada yemek yemem.” Bu vakur duruşla merdivenlere yönelir ve iftar açmadan oradan uzaklaşır.

Bu kıssayı bugün kendimize ibret almak için hatırlamalıyız. Zira günümüzde Ramazan sofraları, ne yazık ki gerçek ruhundan koparılıp birer protokol seremonisine dönüştürüldü.

Zenginlerin sofralarında yine zenginler ağırlanıyor; şirket ortakları, nüfuzlu dostlar, şehir eşrafı başköşeye otururken, o sofraların asıl sahibi olan fakirler kapı eşiğinde dahi unutuluyor.

Üstelik bu sadece zenginlerin de meselesi değil; pek çoğumuzun sofrası çeşit çeşit yemeklerle dolup taşıyor. Mideyi tıka basa doldururken ruhu aç bırakıyoruz. Oysa midesi tıka basa doyanın kalbinden hikmet zuhur eder mi hiç?

Allah-u Zülcelâl, Haşr Suresi’nde bizleri uyarır:

“O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin!”

Müslüman zenginlere âcizane bir hatırlatmamız var: Size o mülkü bahşedenin rızasına ermek, ancak Resulullah ve Selef-i Salihin’in sadeliğine bürünmekle mümkündür. Kendi refah kozalarınızdan çıkın, şatafatın debdebesinden sıyrılıp tevazuun limanına sığının. Unutmayın ki elinizdeki mal bir emanettir. Onu sadece zekât ve fitreyle sınırlı kalmayarak, bizzat infak ederek, toplumun en alt tabakasıyla hemhal olarak harcayın.

Yaşam standardınız, komşunuzun mahrumiyetiyle çelişmesin.İçimizdeki "süflî" ve "ulvî" yanların savaşında, hangisini beslersek o galip gelecektir. Bizi meleklerden üstün kılacak olan "insan-ı kâmil" mertebesine, ancak Nebevî bir ölçü ve vahyin terbiyesiyle ulaşabiliriz.

Unutmayalım ki; rehberimiz olan Peygamber Efendimiz, bir hükümdar gücüne sahipken bir yoksul gibi yaşadı. Bu tercihin derinliğini anlamadan, hakiki Ramazan’a ermek mümkün değildir.

Editör: Mehmet Nezir Güneş


© Mardin Life