Rahmet ve Zahmet
Yağmurun bol olduğu günlerde susuz kalmak insan zihninde tuhaf bir boşluk açıyor. Gökyüzü cömert, yeryüzü ise bir o kadar ketum. Damla damla düşen suyun sesi, evin içinde akmayan musluğun sessizliğiyle savaştı bir süre. Biri neredeyse şiir gibiydi; öteki, düpedüz dilsiz. İnsan ister istemez düşünüyor, nasıl olur da bu kadar suyun ortasında susuz kaldık?
Şimdi su geldi. Musluklardan yeniden şifa alıyoruz. İçeride günlerde bir damla yokken sokaklar suyla doluydu. Şimdi ikisi aynı ana sığmış gibi duruyor; taşanla eksilenin garip birlikteliği...
Böyle anlar ister istemez gülümsetiyor. Biraz ironik ve yorgun cinsinden... "Demek ki mesele suyun yokluğu değilmiş." Belki de "Mesafe meselesiymiş." Gökyüzünden inen suyla musluktan akan su arasındaki fark, aslında birkaç boru, birkaç sistem değil sadece; bir düzen, bir tercih, bir öncelik meselesi.
Eskiden su doldurmaya gidilirdi. Kuyunun başlında beklenir, çeşmenin yolu tutulurdu. Zahmet vardı ama bir tuhaf denge de vardı. Şimdi ise su ayağımıza kadar geliyor ve öyle bir alışkanlık ki gelmediğinde hayat duruyor.
Geçenlerde günlerce susuz kaldık. Biz suyu eve almakla konfor kazanmamışız meğer ona bağımlı bir düzen kurmuşuz. Ve o düzen aksağında, yağmurun yağıyor olması da pek bir şeyi değiştirmedi.
Sokaklar suya doydu, fazlasını taştı. Belki bir yerlerde insanlar günlerce bir bardak suyu hesap ederek kulandı. Aynı şehirde, aynı günlerde su hem fazlalık hem yokluk olabildi. Bu çelişkiyi açıklama zor değil aslında ama kabullenmek biraz daha zor.
Şimdi musluk açılıyor ve su akıyor. İlk günkü gibi dikkatli misin, yoksa eski alışkanlıklar geri mi döndü? İnsan burada kendine küçük bir dürüstlük borçlu. Çünkü genelde böyle olur: eksiklik düşünmeye zorlar, bolluk unutturur.
Belki de bu bolluk içindeki yokluk bize büyük bir ders bile değil. Bu sebeple de büyük laflar etmeye hiç gerek yok. Ama küçük bir iz bırakıyordur insanın içinde. Yağmurun sesini başka türlü duymaya başlamak gibi. Musluğu açarken bir an duraksamak gibi.
Çünkü artık biliyoruz: Su bazen gökten iner, bazen sokakları doldurur, bazen de hiç gelmez. Ve insan hepsinin ortasında, aslında neye ne kadar hâkim olduğunu yeniden tartar.
