Arşı Titreten O Zikirler |
Kâinatın yaratıldığında, henüz hiçbir mahluk varlık sahnesine çıkmamışken, Yüce Mevla’mız Tarafından muazzam bir zikir halkası kuruldu. Dilimizden gün içinde defalarca dökülen, namaz sonraları tesbih tanelerince zikrettiğimiz o mübarek kelimelerin her birinin ardında aslında semavi bir tarih, peygamberlerin nefesi ve meleklerin hayretimevcuttur. Tasavvuf ehlinin dillerine ve kalplerine mühürledikleri o beş muazzam nida, sıradan sözcükler olmanın çok ötesinde, ilahi bir zikrin yeryüzüne inişidir.
Cenâb-ı Hak, Arş-ı Alâ’yı var ettiği vakit, onu taşıma vazifesini meleklere emretmişti. Ancak bu muazzam heybet, meleklere ağır geldi. O an ilahi bir ilhamla onlara "Sübhânallah" (Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim) demeleri buyruldu. Bu mukaddes zikir dillerinden döküldüğü an, Arş’ın ağırlığı birden hafifleyiverdi.
Kur'an-ı Kerim'de, "Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin" (Ahzâb, 41-42) buyrularak bu tenzihin ehemmiyetine işaret edilir. Demek ki, kalbine dünya derdi ve maişet yükü ağır gelen kardeşlerimizin ilacı, bu kelimenin esrarında gizlidir. Melekler, ilk insan Hz. Âdem (a.s.) vücuda getirilinceye dek asırlar boyu bu zikirle Mevla’mızı zikrettiler.
Hz. Âdem (a.s.) bedenine ruh üflenip de ilk kez aksırdığında, ilahi bir lütufla dilinden “Elhamdülillah" kelimesi döküldü. Cenâb-ı Hak da ona "Rabbin sana rahmet etsin. İşte bundan dolayı seni var ettim" mukabelesinde bulundu.
Melekler bu eşsiz manzaraya şahit olduklarında, "Bu kelime ne yüce ne şerefli bir nidadır. Bizim bundan gafil kalmamız düşünülemez" diyerek tesbihatlarına hamdı da eklediler.........