We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hayat ile işbirlik!

1 0 0
02.09.2021

Görüp duyabildiğim herkesi her şeyi bir bir inceliyorum. Bakıyorum da bu dünyada kendimize ait neyimiz var? Tuzaklara her an yanılıp düşebiliriz. Gözlerimiz bir şöyle görüyor, bir böyle. Zaman zaman gerçeklerine zaman gördüğümüzün farkında bile değilizdir. Acıkınca olduğumuz kişi ile doyduktan sonra olduğumuz kişi arasında dağlar var. Moralimiz iyiyse, hava da güzelse keyifli, iyi biriyizdir. Ama bir şeyler canımızı acıtacak olsun anında asık suratlı, asabi, yanına yaklaşılmaz bir kimse oluyoruz. Bugün güzel gelenler yarın rahatsız eder; aynı yolu gün gelir uzun buluruz, gün gelir kısa; aynı tablo bir hoşumuza gider, bir zıddımıza. Bir gün her işe yatkınızdır, başka bir gün hiçbir şey gelmez elimizden. Kimi zaman kelimelerle çırpındındığımız şeylerde gün olur ağzımızı açmayız.

Dünyevi bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne kadar mantıklı?

Her şeyin çok daha normal sanıldığı ve genelde geçmişe dönük bir ifadedir “güzel günler”. En nihayeti insan, zamanla her açıdan aşındığı için pişmanlıklarının olmadığı, yıpranmadığı zamanları özler durur. Elindeyken kıymeti bilinmeyen mazi olduğu zaman çokça anılan günler..

Mevsimler döngüsel bir hızla gelip geçiyor, doğadaki her şey de buna bağlı olarak aynı gelgit renkleri arasında bir döngü içinde. Sümer tabletlerinden tasavvuf felsefesine kadar dünya varisi birçok uygarlık veya öğreti evreni, bir “döngü” olarak tanımlar. insan, insanın döngüdeki son halkasıdır ve tüm mesele; tüm sorunların kaynağı olan insanı terbiye etme, ehlileştirme ve doğa yasaları içindeki mütevazı yerine sabitleme çabasıdır.İnsanın en çiğ duygularını pişirme, bastırılan hislerini canlandırma kendine ve çevresine yararlı, vefalı kimse yapmanın derdindedir.

Bekliyoruz!

Mütemadiyen beklemekle geçiyor hayat dediğimiz serüven.

Birisini, ölümü, kıyameti, iyi olmayı, zamanı gelmesini ya da herhangi bir şeyi.

… ama gelmiyor/sun ve geçmiyor!

Belki de beklemeyi seviyoruz.

Sabretmeyi erteliyoruz!

Bekle, gitme, yapma, etme, sabret, durma, sonra, sırası değil, başka zaman, üzülme, ağlama, bekleme, boş ver, bakarız, belki, diyenler yüzündendir kahrımı. Ertelemelere doyamadığımız her şey bizi bir adım daha geriye götürüyor.

Kirli hesaplar, kirli hayatlar, doymak bilmez iştah ve hilelerle yaşanmak zorunda kalınan bir hayat.

Oysa tek bir hamle ile doğru yol bulunabilir.

Allah’a iman!

Ne yaparsak yapalım, mekânlara, kalabalıklara, mevsimlere sığamıyoruz işte. Kimi zaman sınırsız gökyüzünden bir yudum nefes alamaz oluyoruz.

Hangi gerçekten kaçınca parçalanılmaz, hangi dağ başına çıkılsa toparlanılır, hangi çiçek koklansa iyileşilir bilemediğimiz bir kırılganlık var yüreğimizin orta yerinde.

Huzura erişmek için gidilecek tek yer Allah’ın huzurudur.

Yazmakla düzelmeyecek, yaşamakla iyileşmeyecek; belki alışmakla aşılacak çok derdimiz birikti.

Çıkmaz sokaklardan bile geriye dönüp bir yol buluyoruz ama kalbimizden aklımıza bir yol bulamıyoruz.

Nereye gidersek gidelim, kaybolduğumuz tek yer kalbimiz.

Maalesef, içimizde oluşan bu büyük yalnızlık duygusundan daha derin bir uçurum da yok!

Içerisi boşaltılmış insan kavramı altında yaşayıp gidiyoruz.

Bizi insan yapan ne varsa zamanla kirlendi, tükendi;

kalp, akıl, ruh, inanç, sabır, umut…

Üzerimizde bir parça elbise var diye giyindik sanıyoruz.

İnsan: Vicdan ve adaletti; bencil ve vurdumduymaz.

İnsan: Kurban ve cellât.

İnsan: Delalet, vahşet, dehşet.

İnsan: Toprak, kibri ateş!

İnsan: Ölmek için doğdu, yaşamak için savaşıyor.

İnsan: Hiç ölmeyecek gibi yaşıyor.

Yanılıyoruz!

Hep, birini öldürünce yaşayacağımıza inandırıyorlar.

Hep, birini geçince kazanacağımıza inandırıyorlar.

Bizi çok kolay kandırıyorlar; çünkü inanmak istiyoruz!

İnsan, yoruluyor insandan!

Bizim, ideolojileri değil, birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var.

Bu coğrafyada mümkün olmayan tek şey de bu: Sevmek!

Nice insanlar gelip geçiyor hayatımızdan.

Sadece yollarımız değil, kalplerimiz de ayrılıyor.

Yazmadan yaşayanlar olduğu kadar, yaşamadan yazanlar da var!

Bazıları, yaşarken bile çürümüş ceset gibi; kalpsiz, ruhsuz, vicdansız ve bencil.

Kimileri insana yüktür, kimileri nimettir. Su gibi, ekmek gibi aziz bir şeydir!

Şiirinizi, şarkınızı ve dualarınızı unutturur!

Öğreniyoruz!

Hayat, sadece insanların değil, yaşamımıza tanıklık eden şehirlerin, eşyanın, yolların, ağaçların, nehirlerin, göllerin, dağların, oyuncakların, evlerin, köylerin, hayal ve umutların, bir kar tanesinin bile değerli olduğunu öğretiyor. Sevmeli, saygı duymalı, korumalı ve sahiplenmeliyiz. Her ne olursa olsun, bizi, anılarımızın içinde masal kahramanı yapan her şeyin kıymetini bilmeliyiz;........

© Maraş Ana Haber


Get it on Google Play