We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

MUSİKÂR'DAN YENİ BİR BESTE

1 0 1
02.09.2021

-MUSİKÂR DERGİSİ YAYIN HAYATINA BAŞLADI-

-Editör’den-

Uzun yıllar önce, çok uzun yıllar önce başladı bu aşk, bu sevda… Yazı ve edebiyat aşkından bahsediyoruz; hatta daha ötesi, insanlık yolunda olgunlaşma, insanlığa insanlar yetiştirebilme, insanlığa insanca iz bırakma, yani ‘İNSAN’ sevdasından bahsediyoruz…

Yüreği yazma ve anlatma arzusu ile dolu olanların tutulduğu bir kara sevdadır bu. Böylesi bir sevdaya bedenlerinin tüm zerresi, hayatlarının her anı ile tutulmuşların, ölümlere bile eserleri ile hayat verebilmişlerin hikâyesidir bu sevda… Elinden tuttuğumuz, yüreğimizin titrediği öyle bir sevdadır ki ‘MUSİKÂR’ın, musikârların yaşadığı, yaşattığı canlı ve ateşli bir hikâyedir, hissettiğimiz…

Hayatla ölüm arasındaki o ‘can’ı, bilen ve bulmaya azimli; hakiki hayatın her an yanışla aynı demde, her an kül / kul oluş ve her defasında küllerden yeniden doğuş olduğu hakikatini görenlerin (ve bazı bazı bulanların) hikâyesidir, anlatılan; daima anlatılacak olan… Yüzyıllar boyu, birbirleriyle yürek kementi ile sıkı sıkıya bağlanmış, daha nice yüzyıl aynı kementlerle bağlanacak; ‘yokluk’a ve ‘Varlık’a tutkunların, önce gayret ve sonra hayret etmişlerin hikâyeleridir sizlerle buluşturacağımız… Aslında, hikâyeleri bize armağan eden yanan yürekleri dinleteceğiz sizlere: Her biri bir yanı ile bambaşka, yani ‘biricik; ama her biri özünde aynı, yani ‘Bir’ içinde bir olan, nağmeleriyle… Bu nağmelerle, kim bilir belki de, yeni yeni yürekleri yeniden ve hep yeniden tutuşturacağız. Bunu bilir, bulur ve buna erersek bizim için ne büyük saadet!..

Yaratan’a sonsuz hamdü senalar ederiz ki O’nun ‘ol ‘demesi ile şu fani dünyada, hiç bitmeyen ateşleriyle ‘Bir’in içinde eriyerek, ‘Bir’in izni ile can bulmuş derin ve bitimsiz nağmeli hikâyelerin sahipleri, aşka tutkunlar, ölesiye âşıklar vardır. Vardır; yaşı, başı, yaşadığı zamanı, bulunduğu makamı ve dahi mekânı ne olursa olsun… Onları bir eden, ancak, ‘içlerindeki ateş dolu yürek terazileri’ ile besteledikleri, Bir‘e meftunluğu anlatan ‘aşk şarkıları’dır… O âşıklar ki hayata, ölüme; Yaratan’a yaratılana; aşka, sevgiye; ilme, sanata; geceye, gündüze; suya, ateşe; havaya, toprağa; uçmaya, konmaya; yazıya, söze âşıklar… Sohbete muhabbete; paylaşmaya, bölüşmeye; birleşmeye, bir olmaya; ‘Bir’e varmaya, ‘Bir’de kalmaya; yola, yolculuğa, seyyaha; sefere, fethe; hatt’a, müziğe; hakkaniyete, letafete; hülasa ‘Hayy’, ‘Mufassir, ‘Latif’, ‘Âlim’ ve ‘Hakk’ Güzel İsimlerinin ‘sayesi ve âteşi’ ile hem yokluğa hem de varlığa âşıktır, onlar… Şu yokluk denizine ve sonsuz semaya bıraktıkları her damla, her nefes; işte bu aşk ezgisinin hiç bitmeyecek notaları olur…

Böylesi yanan, yandıran âşıklardan bahsederiz biz. Onlara Zümrüdü Anka, Sîmurg, Kaknüs ya da Musikâr dense, hakikat değişir mi? Hepsi de bir… Ama bu dem, içlerinden MUSİKÂR’ı seçtik, biz, bir avuç yürekli... O yürek terennümleri ile denize ve semaya ‘Bir’liği, insanlığı anlatanlara ‘Musikâr’ demeyi arzuladı gönüllerimiz… Musikârlar, onlar… ‘Yandı, bitti, kül oldu’ dedikleri an; yeniden doğanlar, yeniden can bulanlar… Ya da ‘tamam her şey bitti’ denildiğinde; bir yüreğe, bir mekâna, bir zamana, bir makama hatta binlerce yüreğe, tüm cihana ‘hayır yeniden doğacaksınız, hayat bulacaksınız, işte size bir tutam yürek ateşi, yakın yürek meşalelerinizi’ diyerek ‘can çekişenlere’, ‘menzili şaşanlara’, ‘ezilenlere, üzülenlere’, ‘yön arayanlara’ can vermek, yön vermek, ilham vermek, ateşi vermek için ön saflara atılan Musikârlar…

Onlar, her devirde yaşadı, yaşattı. Bazen söz oldu, bazen yazı; bazen koşu oldu, bazen tefekkür; bazen name oldu, bazen nağme… Bazen saz oldu, bazen ses; bazen kılıç oldu, bazen kalem; bazen bayrak oldu, bazen alem; bazen Kartal oldu, bazen Tuğ… Bazen arada yollar, yıllar var sandık, üzüldük, hasret kaldık onlara. Oysa daima ‘bizdiler, bizdendiler’; bir nesle, bir soya, bir millete, bir çağa, bir ümmete, hatta tüm insanlığa yeniden can veren, menzil veren Bilge oldular… Hepsinin ateşi de birdi, külü de kaderi de birdi, menzili de… Hepsi hayatta iken de Musikâr’dı… Ölümü tattılar; yine de tüm canlılıkları ile bizlere yön veren, bayrak bırakan, ilim bırakan anka oldular… O öncü Musikârların yazısı da birdi sözü de… Her yaştandılar; yüzlerce yıl farklı zamanlarda yaşasalar da, ellerindeki ‘saz, tuğ, kalem’ başka başka olsa da, yazdıkları yazılar, aldıkları her nefes, sarfettikleri her söz, ilham verdikleri her beste ‘Dolunay’da ‘Edebiyat Yaprağı’nda, ‘Doğu Batı Arasında İslam’da ölümsüz beste oldu… O rehber musikârlar bizlere dili, dini, insanı, töreyi, hayatı, ölümü, maksadı, ‘Maksud’u anlattılar. Sizlere minnettarız ‘Usta Musikârlar’… Gözünüz hiç arkada kalmasın… ‘Saz, Söz, Tuğ, Kalem’ elimizde; nağme dilimizde, ateş yüreğimizde…

Ve ‘bir olmayı, birlikte Bir’de kalışın şarkısını söyleme’yi sizden öğrendik biz…

İsimleri, ‘Kartal’, ‘Tuğ’ , ‘Bilge’ olmasa da nice isimsiz musikâr da yaşamıştır, vardır ve daima olacaktır; Kartalların, Tuğların, Bilgelerin izinden giden… Bir avuç yürek ateşiyle daha nice yürek ateşini yakmak için yazıda, sözde, yılda, yolda, şehirde, kitapta, dergide, armağanda azimle, şevkle, ateşle, hayret ve gayretle gezen, birleşen… Musikâr seyyahların yanında, içinde ‘derd’i, ‘ateş’i olan ve büyüklerinin, ustalarının bayrağını taşıyan her yaştan genç ‘çerağ’lar, bugünde de vardır… Zira,........

© Maraş Ana Haber


Get it on Google Play