menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anadolu Türklerinin Etnogenez Süreci

6 0
01.01.2026

Uzun bir zaman dilimine yayılan, çok katmanlı ve çok yönlü bir tarihî süreç olan Anadolu Türklerinin etnogenez süreci yalnızca bir “göç” meselesi değil; kültür, dil, inanç, nüfus ve coğrafyanın karşılıklı etkileşimiyle şekillenmiş bir medeniyet inşasıdır.

Bir topluluğun etnik kimliğinin tarihsel süreç içinde oluşmasını ifade eden etnogenez, Anadolu Türkleri açısından İslâm medeniyeti, Orta Asya bozkır kültürü ve Anadolu’nun kadim halkları arasında gerçekleşen uzun süreli bir sentezin ürünü olarak bu uzun süreçte ete kemiğe bürünmüştür.

Nitekim bu gerçeğe Anadolu Türklerinin etnogenez sürecinde Anadolu yerlileriyle karışmasında; yani Helenleşmeden Helen dili konuşan topluluklarla birleşim yaşamasında rastlamak mümkündür.

Dolayısıyla bu gerçekliğin bize gösterdiği şey; Anadolu Türklerinin tek bir soy hattının değil; ortak dil, kültür, tarih ve aidiyet bilincinin şekillendirdiği bir kimliğin adı olduğudur.

Geç Demir Çağı - Erken Orta Çağ sürecinde askerî üstünlük, kültürel etkileşim ve uzun süreli birlikte yaşama süreci vesilesiyle İranî gelenekle Türk töresinin birlikte Orta Asya’ya has bir değerler yapısı ortaya çıkmıştır. Orta Çağ Batı Türkistan Türklüğü işte bu iki dünyanın kesiştiği yerde doğmuştur. Hunlardan çok önce Soğdlar, Baktriyalılar ve Harezmîler gibi İranî halkların yurdu olan Batı Türkistan, Türklerin hem yerleşik hayat düzenini hem de İslâmiyet’i tanıma imkanı bulduğu adres olması bakımından ehemmiyet taşımaktadır.

Gelgelelim Hunlardan sonraki süreçte Batı Türkistan’a Göktürkler, Türgişler ve Karluklar bölgeye hâkim oldu. Siyasi güç Türklerin elindeydi; fakat şehir hayatı İranî geleneklerle devam ediyordu. Bu durum, tarihin sıkça gördüğü bir manzarayı doğurdu:

Yönetenler Türk, yönetilen şehirli halk İranîydi.

Zamanla Türkler şehir yönetimini öğrenirken İranî halklar Türk askerî düzenine uyum sağladı.

Ortaya, ne tamamen bozkırlı ne de tamamen şehirli olan yeni bir toplum çıktı.

Bu yeni toplum düzeni, kuzeyden Ural Dağları üzerinden saldırılar düzenleyen Ortodoks Slavlara ve İran, Maveraünnehir dolaylarından akınlarda bulunan Müslüman Emevî ordularına karşı direniş göstererek Orta Asya'nın Slavlaşmasına ve Araplaşmasına engel olacaktı. Öte yandan Müslüman Arap ve Ortodoks Slav istilaları, Türk ve İranî kenetlenmesini de kolaylaştırmış ve Orta Asya'yı ne Hristiyan Slavlara ne de Müslüman Araplara mal etmeyen bu unsurlar adeta etle tırnak gibi olmuşlardır. Ayrıca Emevî rejiminin 750 Abbâsî ihtilâliyle çöküşünde de Türk-İranî dayanışmasının payı çok büyüktür.

Orta Asya’ya........

© Manisa Meydan Gazetesi