GÜVEN |
Güven kelimesi sözlük anlamıyla korku, çekinme, kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu ile emniyet ve itimat anlamlarına gelmektedir. Benzer şekilde yüreklilik ve cesaret olarak da ifade edilmektedir. Güven bir duygu ve düşünce durumu olup insanların topluluk halinde bir arada yahut aynı çatı altında birlikte yaşadıkları süreçlerde birbirlerine karşı duydukları hislerden ve birbirleri hakkındaki düşüncelerden birini oluşturmaktadır. Toplumlarda ve insanlar arası çeşitli ilişki türlerinde güvenin yeri oldukça büyüktür. Özellikle aile bireyleri arasında güvenin yeri tartışılmaz düzeyde önemlidir. Hatta aile kurumu doğrudan güven üzerine inşa edilen bir yapıdır.
Görüldüğü üzere güven günümüzde yalnızca bir duygu ya da düşünce durumu yahut hissiyat olmaktan öte tüm bunların ve ahlaki, etik vasıflarının da yanı sıra hukuki açıdan birçok müessesenin içinde adeta doldurulamaz şekilde yerini almaktadır. Örneğin birçok sözleşme güvene dayanmaktadır. Birçok hukuki ilişki güven esasına dayalıdır. Hatta bazı sözleşmelerin unsurları arasında güven kavramı yer almaktadır. Örneğin inançlı işlemlerde durum bu şekildedir. Benzer şekilde güven doğrudan bir unsur olarak yer almadığı durumlarda dahi tek taraflı hukuki ilişkinin ya da sözleşmenin kurulmasında ve sözleşmenin devamında mutlak suretle bulunması gereken ve aranan kavramlar arasındadır. Çoğu zaman sözleşmelerin sonlandırılmasının temel sebepleri arasında güvensizlik yer almaktadır. Tıpkı avukat müvekkil arasında yer alan vekalet sözleşmesinin temelinin güvene dayanmasında olduğu gibi. Zira avukat müvekkil ilişkisi tam anlamıyla güvene dayalı, karşılıklı olarak iki tarafa borç yükleyen hukuki işlemler kategorisindedir. Bu hukuki işlemler karşılıklı irade beyanıyla kurulması sebebiyle güvene dayalı sözleşmeler arasında yer almaktadır. Güvenin kırıldığı, azaldığı ya da yok olduğu, yok olmasa dahi aradaki güven ilişkisini zedelendiği hallerde taraflarca sözleşmeye son verildiği görülmektedir. Örneğin müvekkilin avukatına olan güvenini kaybetmesi sonucunda avukatını haklı sebeple azlettiği ya da avukatın müvekkiline olan güven ve inancını kaybetmesi karşısında haklı nedenle istifa ettiği durumlar söz konusu olmaktadır. Yalnızca avukat müvekkil ilişkisi bakımından değil, vekalet sözleşmelerinin tümünde temel güvene dayanmaktadır.
Bu güven duygusu inançlı işlemlerde de karşımıza çıkmaktadır. Zira inançlı işlemlerde kişi, sözleşmenin karşı tarafına inandığı ve güvendiği için menkul veya gayrimenkul malını, hatta sıklıkla gayrimenkulünü belirlenen sürenin sonunda ya da amacın gerçekleşmesiyle kendisine geri vermesi kaydıyla devretmektedir. Adından da anlaşıldığı üzere bu sözleşme karşı tarafa duyulan güvene yani inanca dayanmaktadır. Bu yüzden sözleşmenin adı inanç sözleşmesidir. Benzer şekilde idare veya saklama amaçlı yapılan sözleşmeler de aslında temelinde güvene işaret etmektedir.
Güven esası doğrudan bir unsur olarak tek başına her sözleşmeyi oluşturmasa ya da her durumda sözleşmelerin bir unsuru olmasa da birçok sözleşmede bir hayli önem arz etmektedir. Bir diğer anlatımla aslında birçok sözleşmeyi ayakta tutan güven ilişkisi olmaktadır. Örneğin işçi işveren ilişkisinde olduğu gibi. Bilindiği üzere iş sözleşmeleri belirli ya da belirsiz süreli olarak kurulabilmektedir. Hatta şartlarının oluşmamasına rağmen belirli süreli olarak yapılan iş sözleşmeleri belirsiz süreli iş sözleşmeleri sayılmaktadır. İş sözleşmesinin unsurları arasında güven kavramı bulunmamaktadır. Ancak nihayetinde yapılan iş sözleşmeleri güven ilişkisini de beraberine getirmektedir. Herhangi bir güvensizlik durumu........