Modern Çalışma Hayatının Sessiz Tehlikesi: Tükenmişlik |
Günümüz iş dünyası, hız, rekabet ve sürekli üretkenlik üzerine kurulu. Başarı, çoğu zaman yalnızca performansla ölçülüyor; duygular, sınırlar ve insan olmanın doğal ihtiyaçları ikinci plana atılıyor. İşte bu noktada, giderek daha fazla kişinin kapısını çalan bir sorun karşımıza çıkıyor: tükenmişlik sendromu.
Tükenmişlik, basit bir yorgunluk hâli değildir. Bu, ruhsal, zihinsel ve bedensel kaynakların uzun süreli baskı altında tükenmesidir. Sabah işe gitme motivasyonunun kaybolması, görevleri yerine getirirken sürekli erteleme isteği, yaptığımız işten keyif alamama, sürekli bitkin hissetme… Bunlar, tükenmişliğin en yaygın işaretlerindendir.
Modern iş yaşamında “hep daha fazlası” beklentisi, insanları sürekli tetikte tutuyor. Çalışanların dinlenmeye, kendilerine zaman ayırmaya, özel hayatla iş arasındaki dengeyi kurmaya fırsat bulamaması, tükenmişliği daha da derinleştiriyor. Bu durum yalnızca bireyin sağlığını değil, kurumların verimliliğini ve toplumsal huzuru da etkiliyor.
Peki, çözüm nerede? Öncelikle tükenmişlik, bireysel bir “dayanıksızlık” değildir; sistemin yarattığı bir sonuçtur. Dolayısıyla hem işverenlerin hem de toplumun bu konuda sorumluluk alması gerekir. Çalışanlara adil iş yükü, dinlenme hakkı ve psikolojik destek imkânı sağlanmalıdır. Bireysel düzeyde ise iş dışında keyif veren uğraşlara yönelmek, sosyal ilişkileri güçlendirmek ve kendi sınırlarını koruyabilmek, tükenmişlikle baş etmede kritik rol oynar.
Unutmamalıyız ki tükenmişlik, bir lüks ya da erteleyeceğimiz bir sorun değildir. Göz ardı edildiğinde depresyona, anksiyeteye ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Çalışma hayatında başarı, yalnızca üretmekten ibaret değildir; aynı zamanda insanın ruhunu, bedenini ve zihnini koruyarak yoluna devam edebilmesidir.
Çünkü işin özü insandır. İnsanın tükendiği yerde, işin de sürdürülebilirliği kalmaz.
Tükenmişlik, basit bir yorgunluk hâli değildir. Bu, ruhsal, zihinsel ve bedensel kaynakların uzun süreli baskı altında tükenmesidir. Sabah........