menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dikkat Dağınıklığı mı, Dikkat Eksikliği mi?

6 0
10.04.2026

Günümüzde pek çok kişi “odaklanamıyorum”, “hiçbir işi bitiremiyorum” ya da “aklım sürekli başka yerlere kayıyor” gibi şikâyetlerle kendini ifade ediyor. Yoğun uyaranlarla dolu bir dünyada yaşadığımız için bu durum çoğu zaman normalleştiriliyor. Ancak bazı bireyler için bu yalnızca geçici bir dikkat dağınıklığı değil; daha derin ve kalıcı bir tablo olabilir: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu . Toplumda sıkça çocuklukla ilişkilendirilen DEHB, aslında yetişkinlikte de devam edebilen bir nörogelişimsel bozukluktur. Üstelik çoğu yetişkin, bu durumun farkında bile olmadan yıllarca “düzensiz”, “unutkan” ya da “sabırsız” olarak etiketlenir. DEHB’nin temel belirtileri üç başlıkta toplanır: dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik. Ancak her bireyde aynı şekilde ortaya çıkmaz. Kimi insanlar dışarıdan sakin görünürken içsel olarak büyük bir odaklanma mücadelesi verir. Kimi ise sürekli hareket halinde, sabırsız ve çabuk sıkılan bir yapı sergiler. Burada kritik ayrım şudur: Her dikkat dağınıklığı DEHB değildir. Günümüzün dijital dünyası, dikkatimizi sürekli bölerek hepimizi daha “dağınık” hale getirebilir. Ancak DEHB’de bu durum süreklidir, yaşamın birçok alanını etkiler ve çocukluk dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Peki bu durumla nasıl baş edilir? İlk adım, kişinin kendi dikkat yapısını tanımasıdır. Hangi ortamlarda daha kolay odaklandığınızı, hangi durumların dikkatinizi dağıttığını fark etmek, süreci yönetmenin temelini oluşturur. Büyük işleri küçük parçalara bölmek oldukça etkili bir yöntemdir. DEHB olan bireyler için uzun ve belirsiz görevler göz korkutucu olabilir. Ancak işi küçük ve net adımlara ayırmak, başlama ve sürdürme sürecini kolaylaştırır. Zaman yönetimi için dışsal araçlar kullanmak da önemli bir destek sağlar. Hatırlatıcılar, ajandalar ve zamanlayıcılar, zihinsel yükü azaltır. Çünkü DEHB’de sorun çoğu zaman “bilmek” değil, “uygulayabilmek”tir. Dikkat süresini artırmak için “Pomodoro tekniği” gibi yöntemler oldukça faydalı olabilir. Kısa süreli odaklanma periyotları ve aralarla çalışmak, zihnin daha verimli çalışmasını sağlar. Fiziksel hareket de göz ardı edilmemelidir. Düzenli egzersiz, beynin dikkat ve kontrol mekanizmalarını olumlu yönde etkiler. Özellikle sabah saatlerinde yapılan kısa bir yürüyüş bile günün geri kalanında odaklanmayı artırabilir. Elbette bazı durumlarda profesyonel destek gereklidir. DEHB tanısı, uzman değerlendirmesiyle konulmalı ve gerekirse ilaç tedavisi ile desteklenmelidir. Psikoterapi ise bireyin kendine uygun stratejiler geliştirmesine yardımcı olur. Toplumda sıkça yapılan bir hata, bu bireyleri “tembel” ya da “disiplinsiz” olarak etiketlemektir. Oysa DEHB, bir irade sorunu değil; nörobiyolojik temelli bir farklılıktır. Sonuç olarak, dikkat yalnızca bir yetenek değil, aynı zamanda yönetilmesi gereken bir beceridir. Ve doğru yaklaşımlarla, en dağınık görünen zihin bile kendi içinde bir düzen kurabilir. Önemli olan, o düzeni keşfetmeye istekli olmaktır.


© Manisa Meydan Gazetesi