“Çok acıklı bir hikâye yazdık, değil mi?"

Kendi hikâyeni yazıp gitmek…
Vedayı bile onurlu kılmak…
Demek sen de gidiyorsun, Gülşah.
Şimdi acıklı hikaye yazan sen, çocukluğundan bu güne güzel hikayeler yazdın.
Koldere’de
üzüm bağlarının arasından esen rüzgârı tanırdın,
toprağın nabzını ölçer,
zeytin dallarının sabrını,
insanların yaşamını .
Hasat vakti ellerinde emek ,
yüreğin hep direnç vardı.

Çocukken başlamış;
Bilgeliğinle hak-hukuk ve cumhuriyet aşkı.
Ve adalet,
senin için bir kelime değil,
bir yaşam biçimiydi.

Cumhuriyeti kısık sesle konuşmazdın.
Özgürlüğü fısıltıyla savunmaz,
devrimi korkuyla anmazdın.
Kadınlara karşı şiddete, istismara karşı mücadele eder, eşit işe eşit ücret yürüyüşünde
en önde, yürüyenlerden, doğa ve çevre tutkunla alanlardaydın.

Bedenin yoruldu belki,
acıların tarifsiz belki;
ama bilincin
hiç eğilmedi.
Sen ağrılarına değil, ağrılarını kendine diz çöktürdün.
Şimdi Manisa
suskun bir sabaha uyanıyor.
Taşlar ağır,
gökyüzü yaslı.
Ama herkes ölmez.
Bazıları
toprağa değil,
hafızaya gömülür.
Bazıları
zamanı aşar,
anıya dönüşür.
Ve bazı kadınlar
hayatı bir miras gibi bırakır geride:
onur,
direniş,
mücadele
Sen,
ışık oldun Gülşah.
Henüz Ferdi Zeyrek’in acısı dinmemişken şimdi........

© Manisa Meydan Gazetesi