Üniversiteler kafeleşirken! |
“Sosyal medyada “Yakışıklı Güvenlik” olarak tanınan Muhammet Sürmeli, Ege Üniversitesi’nde öğrencilerle söyleşi gerçekleştirdi. Kelepçeyle sergilediği dans görüntüleri servis edilen Sürmeli’yi sahnede görenler ‘Vay üniversitelerin haline’ demekten kendini alamadı.”
Batıda, Orta Çağ’da, Bologna, Paris ve Oxford gibi üniversitelerin, bilginin kutsal koruyucuları olarak kabul edildiği söylenirdi. Bu nedenle bu kurumlara dâhil olmak, hem akademisyenler hem de öğrenciler için büyük bir disiplin ve derin bir bağlılık gerektirirdi. Günümüz modern üniversite anlayışının temeli ise, 19. Yüzyılda, Wilhelm von Humboldt tarafından atıldığı kabul edilir. Genel bir batı öğretisi olarak, Humboldt modelindeki yapılanma ile üniversiteler “araştırma ve öğretim birliği” ilkesi üzerine kurulmuş; yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda yeni bilgi üreten yerler olarak konumlandırılmıştır. Bu paradigmayla şekillenen üniversitelerde dersler saatlerce sürerdi ve öğrenciler, çözemedikleri bir problemin peşine düşerek gecelerini kütüphanelerde geçirirdi.
Türkiye’nin üniversiteleri ise, Batı’daki üniversiteler modellenerek kurulmuştur. İlk modern üniversite olan Darülfünun, 1846’da kurulmuş, 1933’te İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülmüştür. Bu dönüşüm, özellikle Almanya’dan getirilen akademisyenlerin katkısıyla, Humboldt Modeli’ni benimseyen bir anlayışı temsil etmiştir. Cumhuriyet döneminde açılan diğer üniversiteler de genellikle Batılı örneklerden etkilenmiştir. Örneğin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), 1956’da Amerikan üniversite modeline dayanılarak kurulmuştur. Benzer şekilde, Hacettepe Üniversitesi, modern sağlık bilimleri eğitimi için batı üniversiteleri örnek alınarak kurulmuştur.
Amerikanlaşmanın ve neoliberalizmin rüzgârıyla Batıdaki üniversitelerin altın çağı bitince, bizde de batıdan taklit yoluyla aldığımız “nitelik (!)” bitti. Artık her alanda kapitalizmin boyunduruğu altına giren günümüz üniversitelerin çoğu, bilgiye derinlemesine odaklanan mekânlar olmaktan büyük ölçüde uzaklaşmıştır. 21. yüzyıl üniversiteleri, maalesef bir çeşit “kitap kafe”dir. Akademik disiplinin yerini esneklik, bilginin yerini ise popülerlik almış; kampüsler ve kütüphaneler, bireysel çalışma alanlarından çok, sosyalleşme mekânları haline........