İlber Ortaylı’nın Ardından… |
Kendisini Ankara İlahiyata konferanslara geldiği dönemlerde tanıdım. Siyasalın önünden Ankaray’a biner, Beşevlerdurağında inip yürüyerek Fakülteye gelirdi. Konferanslarında ilan edilen konu başlığıyla ilgili ve ilgisiz birçok şey anlatırdı. Anlatılan konuya vakıf olmayan kimseler, anlatılanlar karşısında hocanın bilgi birikimine hayran olurlardı. Sonra bir hocamız Ortaylı’nın konferansında anlattıklarının tamamının bir kitabın özeti olduğunu fark etmişti.
Vefatının ardından haklı şöhreti sosyal medya ve TVprogramlarının da katkısıyla tavan yapınca insanlar İlberHocanın bu kadar çok şeyi nasıl olup da bildiğini anlamaya çalışıyorlardı.
Şöhret, Hoca’da öyle bir özgüven patlamasına vesile olmuştu ki artık tarih dışında sosyal bilimlerin, fen ve matematik bilimlerinin, sağlık ve iktisadî bilimlerin, gastronominin, teolojinin… Hâsılı her şeyin otoritesi oluvermişti. Kendisini keyifle dinlettiren üslubu, karşındakini ezmeye çalışan tavrı ilgi odağı olmasını günden güne güçlendirdi ve vakit geldi tarih hocasının kendisi de tarih oldu.
Pekiyi bu fiili durumu nasıl analiz edebiliriz ki biz de tarihe bir not düşmüş olalım. Şöyle; hani çok beylik bir laf vardır: “Hz. Peygamber zamanında mezhep mi vardı? Tarikat mı vardı? “diye. Yoktu. Efendimizin vefatından sonra bir süre daha da olmadı. Saadet asrından uzaklaştıkça insanlardaki ilmî, irfanî, ahlâkî donanım yerini dünyevîleşmeye, cehâleteve ahlâkî denâete bıraktı. Toplum giderek hayırlı nesillerden uzaklaşmaya başladı. Hal böyleyken zamanın fesadına yenik düşmeyenler, ilmini, irfanını muhafaza etmeyi başaranlar hemen seçkin kimseler haline geldi. Basra’da Hasan el-Basrîböyle........