Anneler Günü ve Anne Duası Almak!
Mayıs ayının ikinci pazar günü dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de anneler günüdür. Bu vesile ile hayatta olan tüm anaların gününü kutluyorum. Ahirete göçen bütün analara Allah’tan rahmet diliyorum.
Anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, kadınlar günü gibi günlerin materyalistler tarafından; tüketimi körüklemek ve sömürü çarkını döndürmek amacıyla tertiplendiğinin bilinci içerisinde; sevinecek ve sevindirilecek kişilerin anneler-babalar olması; anneler-babalar ile çocuklar arasında yakınlaşmaya vesile olması sebebiyle yabancılar tarafından ihdas edilmiş olsa bile,” analar günü” genel anlamda Müslümanlar tarafından da kabul görmüştür.
Batıdan gelen her şeyi; bazılarının yaptığı gibi körü körüne kabullenmek doğru olmadığı gibi; İslam’a uygun olup olmadığını araştırmadan Batı’dan geldi diye her şeyi reddetmek te doğru değildir. Nitekim; Temimdari adındaki bir Sahabe Şam’da Hristiyanların kullandıkları zeytinyağı ile yanan bir kandili alıp, Mescid-i’ Nebevinin tavanına asınca; bu durumu görenler: “Peygamberin Mescidine Hristiyanların kiliselerinde kullandıkları kandili mi asıyorsun?” Diye çıkıştılar. O günlerde Müslümanlar hurma yapraklarını yakarak mescidi aydınlatmaya çalışıyorlardı. Akşam namazında mescide geldiğinde bir çanak içinde yanan kandil fitilinin külsüz-dumansız olarak, etrafı aydınlattığını gören Efendimiz (s.a.v) tebessüm ederek,” Kim getirdi bunu mescidimize? Diye sorar. Oradakiler: “Temimdari, Şam’daki Hristiyanlardan alıp getirdi.” Dediler. Herkes, bir azarlama beklerken; Peygamber: (s.a.v)” “Temimdari! Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın.” Buyurdu. Nitekim Cahiliye döneminde yaşayan insanların sürdürdüğü bazı erdemli adetler ve ahlaki değerler İslam tarafından da sürdürülmesinde bir beis görülmemiştir.
Şunu da ifade etmek isterim ki, ister çocuk ister yaşlı olsun anaların gözünde yavruları hep çocuk olduğu gibi; çocuklar içinde analar, beşikten mezara kadar hayatın her anında; kendisine muhtaç olunan, Yüce Rabbimizin yaratma sıfatını bedeninde tecelli ettirdiği kutsal bir varlıktır. “Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş. Bir evlat pir olsa da anaya muhtaç imiş.” Annenin bir sesine, bir nefesine, bir bakışına, bir evlat her zaman muhtaçtır. Bu ruhu ancak anasını kaybedenler anlayabilir.
Ana sevginin şefkatin merhametin karşılıksız sevmenin adıdır. Bütün insanlık için hayata hazırlığın ilk başladığı yer olan ana rahmi de rahmetin, şefkatin, merhametin mekanıdır. Ana karşılıksız sevginin sembolüdür. Dünyada hiç kimse hiç kimseyi ana kadar karşılıksız sevemez. Hiç kimse Ana kadar fedakâr olamaz.
Allah’ın rızasını kazanmak, ananın rızasını kazanmaya bağlıdır. Anayı hoşnut edemeyen Allah’ı hoşnut edemez. Yılda bir defa anneler gününde alınan hediyelerle ananın hakkı ödenemez. Anasına-babasına asi olanların analar-babalar gününü kutlamak gibi bir dertleri olamaz. Ananın gönlü hoş tutulmazsa; bırakın hediye almayı dünyanın bütün hazineleri ananın kucağına bırakılsa Onun hakkının ödenmesi yanında bir anlam ifade etmez.
Dokuz ay karnında taşıyan; ömrünü çocuklarını yetiştirmeye adayan, çocukları için tüm arzularından feragat eden anadan daha kutsal bir varlık var mıdır? Onun için “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”........
