Yabancı Okullar Ne Kadar Yabancı? |
Tarihî ve kültürel çeşitliliğin en yoğun yaşandığı, hayatın her alanında çok kıymetli tecrübelerin ve zenginliklerin kaydedildiği bir coğrafyanın üzerindeyiz. Anadolu, stratejik olduğu kadar tarihsel miras açısından zengin ve cömert bir coğrafya. Ancak onun zenginliğinden ve cömertliğinden nasibimize düşen pay ne kadar? Bu yönde bir çaba ve gayretimiz söz konusu mudur? Nice kavimlere, toplumlara, milletlere beşiklik etmiş bu kadim toprak parçası, yalnızca bir yurt değil, hayatî önemi hâiz dersler veren bilge bir muallim ve tarihsel tecrübe alanıdır; anlayana.
Sosyal, kültürel, siyasi, iktisâdi, ilmî ve her ne alanda olursa olsun, Anadolu’nun barındırdığı tarihsel tecrübe ve müktesebatın zenginliği, diğer coğrafyalarla kıyaslanamayacak ölçüde ve değerdedir. Medeniyetlerin beşiği, kavimlerin geçiş kavşağı olan bu coğrafya, kültürel zenginliği kadar yeraltı zenginlikleriyle de dünyanın merkezi konumunda.
Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonlar, Urartular, Persler, İskender İmparatorluğu, Roma ve Bizanslıların ardından Türklerin yurt edindiği, yaklaşık 4000 yılı aşkın tarihsel tecrübeye sinesinde yer açmış bir coğrafya. Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlı Devleti ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yaklaşık 1000 yıllık İslam diyarı vasfıyla kültürler harmanı vatan toprağı. Tarihsel geçmişinin çeşitliliği, aynı zamanda bu coğrafyanın kritik önem taşımasına ve dikkatleri üzerinde toplamasına sebep olmuş, Konstantinopolis’in fethiyle birlikte İstanbul, medeniyetler arasında el değiştiren başkent olarak tarihteki yerini almış, en gözde şehir. Milyonlarca cilde sığmayacak tarihsel tecrübe ve birikim, İstanbul’un hafızasında kayıtlı.
Osmanlı Devleti’nin altı asırlık hayat serüveninde miras bıraktığı pek çok önemli tarihsel tecrübe arasında çok özel ve önemli tecrübelerinden biri de “Yabancı Okullar” meselesidir. Yabancı özel okullar konusunda günümüzde ortaya çıkan sorunları geçmişten bağımsız değerlendirmek ve çözmek güç görünmektedir. Kaldı ki, Nasreddin Hoca misali, damdan düşenin tecrübesinden yararlanmak en pratik ve akılcı yoldur.
Yabancı özel okullar konusundaki tehlikeyi, derin vukûfiyeti yanında gayet akıcı ve anlaşılır üslubuyla derli toplu bir şekilde kaleme alan ve çözümler öneren Eğitimci-Yazar Nahit Dinçer’in (1924-1988), 26-28 Mayıs 1978 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ilmî bir kurultayda sunduğu “Yabancı Özel Okullar” başlıklı tebliği, yaklaşık dört asırlık bir tecrübenin hulasasını sunması açısından kritik öneme sahip kıymetli bir metin olarak karşımıza çıkıyor.
Dinçer’e göre; yabancı okullar konusunu, -ABD’nin de dâhil olduğu Batı’nın- misyonerlik faaliyetlerinden bağımsız düşünmek mümkün değil. Öyle ki, yabancı okullar misyonerliğin faaliyet sahalarından biri, hatta en önemlisi ve aynı zamanda emperyalizmin öncü kuvvetidir.
Dinçer’in tebliğinde hayati öneme sahip tespit ve değerlendirmeleri özet ifadelerle sıralamaya devam edelim:
Batı’nın Müslüman Anadolu’ya karşı başlattığı silahlı savaşın yanında, rahipler eliyle kültürel, hayrî ve sıhhî müesseslerle yürüttüğü faaliyetler, Osmanlı için en büyük yıkımın yaşandığı cephe olmuştu. Türkiye’de ilk yabancı okulun açılışı, 1583’te İstanbul’a gelen Fransız himayesindeki Katolik Cizvit rahipler eliyle gerçekleşmiştir. Katolik ailelerin, çocuklarının okutulması için Fransız sefiri aracılığıyla Papa’dan talepte bulunmaları üzerine, Papa tarafından İstanbul’a beş rahip gönderilmiştir. Fransız sefirinin Osmanlı yönetiminden aldığı bu müsaade ile Katolik tarikatlarına mensup rahip orduları İstanbul’a ve Osmanlı’ya akmaya başlamış, açtıkları yabancı özel okulların Osmanlı coğrafyasında mantar gibi çoğalmasına ve benzer müsaadenin diğer devletler ve Katolikler dışındaki Hristiyan mezhepler için de talep edilmesine yol açmışlardır.
1673 ve 1740 senesinde verilen kapitülasyonlar ile Fransızlar, tüm Osmanlı coğrafyasındaki Katoliklerin himayesini üstlenerek “Katolik mezhebinin devamına ve yayılmasına” çalışmışlardır. Fransa’nın ardından Avusturya da Katoliklerin himayesini üzerine almıştır. 1774 Kaynarca Antlaşmasıyla Ruslar Ortodoksların, 1840’tan itibaren de İngilizler Protestanların himayelerini üstlenmişler, öyle ki, o yıllarda henüz devlet hâline gelmiş olan İtalyanlar ve Yunanlılar dahi Osmanlı tebaası gayrimüslimler için himaye hakkı talep etmeye başlamışlardı.
1583 senesinde Galata ve Beyoğlu’nda sadece 17 Katolik aile yaşamasına karşın, 1872-1892 yıllarında İstanbul’daki Katolik nüfusun 20-22 bine ulaştığı hususu vaftiz kayıtlarından tespit edilmektedir. Cizvit tarikatına mensup rahipler 1583’te İstanbul’a gelmişler ise de 1625’te Halep’te, 1634’te Şam’da, 1644’te Sayda’da, 1645’te Trablusşam’da ve 1653’te Kisüveran’a kadar uzanan faaliyetlere girişmişlerdir. 1875’te Beyrut, 1879’da ise Kahire’ye yerleşmişler; bu iki şehirde Beyrut Aziz Joseph Üniversitesi ile Kahire Okulu’nu kurmuşlardır.
1834 senesinde çıkartılmış olan “Hristiyanların mezhep değiştirme yasağı” fermanının, 1844 yılında İngilizlerin baskısıyla kaldırılması üzerine Osmanlı tebaası Hristiyanlar mezhep propagandasına açık bırakılmış, bu tarih itibarıyla da Protestanlar Osmanlı coğrafyasına akmaya başlamışlardı. 1856 senesinde ilan edilen Islahat Fermanı’na “Hiç kimsenin din değiştirmesine mani olunmayacak” hükmünün girmesi ile Müslümanların da dinlerini değiştirebileceği bir serbestlik ortaya çıkmıştı. Böylece Müslüman çocuklar, özellikle yabancı özel okullarda dinî ayinlere katılmaya zorlanmışlar, disiplin suçu işlediklerinde ‘Haç öpmek’ suretiyle affedilme uygulamasına tabi tutulmuşlardı.
Eğitim faaliyetlerini bir bütün olarak planlayan Cizvit papazlar, “Fide” olarak gördükleri küçük çocukların eğitimlerini rahibelerin uhdesine veriyorlar, rahibelerin yetiştirdikleri fideler ise eğitimin ilerleyen kademelerinde ve fakültelerde dikiliyor ve yetiştiriliyordu. 1892 senesinde İstanbul’da 306 rahip görevliyken, rahibelerin sayısının 354’e ulaşmış olması, fideleri yetiştirecek olan rahibelerin görevlendirilmesine verilen önemi gösteriyordu.
1900 yılında Beyrut, Akka, Trablusşam, Lübnan, Şam, Hama, Havran ve Halep’te faaliyette bulunan Fransızlara ait 7 yüksek okulda 1.096 öğrenci, 17 idâdide/lisede 3.668 öğrenci, 671 ilkokulda 20.167 öğrenci eğitim görmekteydi. Böylece Fransa’nın bu bölgede 24.931 öğrenci mevcutlu 695 okulu bulunuyordu. Ayrıca bu bölgelerde Yahudilere ait 150 öğrenci mevcutlu bir yüksek okul, 1.998 öğrencisi olan 17 idadi, 11.872 öğrencisi olan 220 ilkokul, 52 öğrencisi olan bir sanat okulu olmak üzere toplam 14.072 öğrenci mevcutlu 239 okul faaliyet yürütmekteydi. 1906 yılına gelindiğinde, Osmanlı coğrafyasında Fransızların 560 eğitim kurumuna sahip olduğu anlaşılıyordu.
“Yabancı Okullardan Sevr’e Giden Yol” başlıklı bir sonraki yazımızla devam etmek dileğiyle…